https://www.ahmetakgul.com.tr/ Prof. Dr. Ahmet Akgül - Kalp hastalarını bekleyen büyük tehlike: KABIZLIK

KABIZLIK VE KABIZLIĞIN KALP DAMAR HASTALIKLARI İLE İLİŞKİSİ

kabiz.jpg



Normal dışkılama sıklığı haftada 3 ile günde 3 arasındadır. Toplumun %99'u bu dışkılama sıklığını gösterirken kabızlık, dışkılama sıklığının haftada 3'ten az olması ve ıkınarak dışkılama anlamında kullanılmaktadır. Tabiki basitçe bir ıkınma her zaman olabilir ama buradaki ıkınma, dışkıyı çıkarma zamanının yüzde 25'inden fazla bir surenin ıkınarak geçirilmesi demektir.

Kabızlık veya diğer latince ismiyle ‘konstipasyon' için sert dışkılama, tam olmayan boşalma hissi, boşaltmaya yardımcı destekler kullanılması (parmak gibi) anlamına da gelir. Hastalarda genellikle bu şikayetlerden biri veya birden fazlası bulunabilir.

Kabızlık genellikle bayanlarda olmasına karşın erkeklerde de son zamanda artmıştır. Kabızlık tek başına bir hastalık olabileceği gibi birçok hastalığa eşlik eden bir şikayet olarak da görülebilir. 

Kabızlık, yalnızca mide barsak sistemi ile ilgilidir. İşte şimdiye kadar herkes bu ifadenin doğru olduğunu düşünüp, kalp veya damar hastası iken kabızlık ile ilgili şikayetlerini ciddiye almamıştır. Hatta kalp ve damarlarınıza bakan doktorunuz bile sizin kabızlık ile ilgili durumunuzu bilmemektedir. 

Halbuki, vücutta bütün sistemler birbirleriyle bağlantı halindedir. Kabızlık vücutta gereksiz yere EN ÇOK oksijen harcayan bozukluktur. Kabız olan kişi her tuvalete gittiğinde maraton koşusu yapmış gibi oksijen tüketir. İşte bu gereksiz yere tüketilen oksijen, kalbin aşırı çalışmasına neden olur. Çünkü vücutta her hangi bir dokuda oksijen ihtiyacı olursa, o doku sinir uçlarına uyarı verir ve der ki BURAYA ACİLEN OKSİJEN GÖNDERİN. Vücutta bir yere oksijen göndermenin yolu, o bölgeye daha fazla kan göndermektir. Çünkü oksijen yalnızca kan ile taşınır. Yani oksijen istenen bölgeye daha fazla kan gitmesi gerekir. Uyarıyı alan sinir direkt olarak beyindeki merkeze uyarıda bulunur ve durumu ana kontrol merkezi olan beyine bildirir. Beyin de o bölgeye daha fazla kan gitmesi için kalbi uyarır çünkü kan gönderme görevi vücutta kalptedir. Bu durumda kalp, daha fazla kan pompalayabilmek için daha güçlü ve daha hızlı çalışmaya başlar. Böylece o bölgeye kan akışı artar. Yani dokunun istediği kan gitmiş olur. Buradaki DOKU dediğimiz yer bağırsaklarımızdır.

Bağırsaklarımıza fazlaca kan yani diğer bir deyişle fazlaca oksijen gider ve DIŞKILAMA işlemi tamamlanır. Şu ana kadar her şey normal görünmesine rağmen hala bir sorun vardır.

Peki nedir kabızlıktaki sorun?

Biraz önce dediğimiz gibi kabızlıkta, dışkılama sırasında bağırsaklar kadar üzerine iş düşen diğer bir organ da kalbimizdir. Kalp bu durumda aşırı çalışmaya başlar. Her kas dokusu gibi kalp de bir kas dokusudur ve aşırı çalışınca o da aşırı oksijene ihtiyaç duyar. Kalbin oksijenini taşıyan kan da, kalbe koroner yani kalbin kendi atar damarlarınca taşınır. Eğer kabız olan kişi koroner kalp hastası ise, yani kalbe kan götüren damarları tıkalı ise, dışkılama sırasında aşırı IKINIRSA kalp de aşırı çalışır ve tıkalı koroner damar kalbi besleyemez hale gelir. İşte bu durumun sonu KALP KRİZİdir.

Bu nedenle koroner damar tıkanıklğı olan yani aterosklerotik kalp damar hastalığı var ise bu hastalar hem hastalık döneminde hem tedavi sonrası veya ameliyat sonrası da kabızlığa dikkat etmelidir.

Yalnızca kalp damarları tıkalı olan kişilerde değil kalp dışında da atar damar kireçlenmesi ve/veya damar anevrizması (balonlaşması) olan hastalarında kabızlıktan kaçınması gerekir. Örneğin kalpten çıkan ana damar olan aort damarının anevrizmasında kabızlık özellikle tehlikelidir. Kabızlık sırasında dışkılama sırasında ıkınma ile karın içi basınç artmaktadır. Bu basınç damar genişlemesi olan yerlerde damarın yırtılmasına neden olabilmektedir. Damar yırtıldığı zaman damar içindeki yüksek basınç nedeniyle çok aşırı kanama olmaktadır. Bazen hasta hastaneye yetişemeden bile hayatını kaybedebilmektedir. Karın içindeki aort anevrizması olan bazı hastaların tuvalette hayatını kaybetmelerinin nedeni budur.

Yalnızca atar damar hastalıklarında da değil, kabızlık aynı zamanda toplar damar hastalıklarının da daha kötüleşmesine yol açmaktadır. Toplar damar hastalıkları içinde varis, venöz yetmezlik, varis iltihabı (tromboflebit) ve derin ven trombozu (DVT) vardır. Bildiğimiz gibi özellikle bacaktaki varisler kabızlık ile daha da artar. Bunun nedeni, bacaktaki toplar damarların kanı taşıma yöntemidir. Oksijeni azalan kan bacakta yukarı doğru taşınır. Bu taşıma rahatlıkla sağlanmaz ise yerçekimi nedeniyle kan bacakta birikir. Kanın bacak damarlarında birikmesi sonucu toplar damarlar genişler ve bacaklarda iç ve dış varisler oluşur. İşte kabızlık durumunda bacaktan kanın yukarıya taşınmasında sorunlar artmaktadır. Kabızlık hastalarında dışkılama yaparken oluşan ıkınma ile bacaktaki kanın yukarı yani kalbe taşınmasında zorluk yaşanır ve zaten var olan varisler daha da artar.

Kabızlık aynı zamanda lenfödem ve lipodem hastaları için de olumsuz sonuçlara yol açar. Lenfödem de varis hastalığı gibi bir yerçekimi hastalığıdır. Lenfödem hastalarında lenf sıvısı hücrelerin arasında birikmektedir. Lenf sıvısının birikmemesi için lenf kanalları (damarları) lenf sıvısını ayak tabanından yukarı taşıyıp göğüs seviyesine çıkarmak zorundadır. Kabızlık sırasındaki ıkınma ile karın içindeki basınç artmakta böylece bacaktaki lenf sıvısının yukarıya ulaşması engellenmektedir. Bu durumda lenf sıvısının bacakta birikmesine ve lenfödem oluşmasına yol açmaktadır veya var olan lenfödemin daha da kötüleşmesine yol açar.

Kabızlık lipodem ve selülit hastalığı için de oldukça riskli bir durumdur. Kabızlıkta dışkılama sırasında vücut normalden çok daha fazla oksijen harcamaktadır. Bu durum da hayati organların dışındaki organlara kan ve dolayısıyla oksijen taşınmasını azaltır. Hayati organların dışındaki organların başında deri ve deri altı dokular gelir. Ikınma sırasında deri ve deri altı kan damarlarında yeterli kan akışı olmaz ve zaten dolaşım sorunu olan lipodemli hastanın kanlanma sorunu daha da artar.

Yasal Uyarı

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz.Bu sitedeki bilgileri kopyalama, nakletme veya diğer kullanımlar kesinlikle yasaktır. Web sitesindeki bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine ve site sahibinin iznine bağlıdır. Tüm kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.