Biorezonans

İŞ STRESİ TÜKENMİŞLİK VE FİBROMİYALJİ

Değişen fiziksel ve sosyal koşullara uyum sağlamak için kişi yeterli kaynaklara sahip olmadığına inandığında stres ortaya çıkmaktadır. Zor koşullara uyum sağlaması için insanın uygun tepkiyi verebilmesi gerekmektedir. Başarmak için gösterdiği çabalar sonuç vermediği takdirde toplumla olan uyumu bozulur. Stres; kişinin fizyolojik ya da psikolojik bütünlüğüne karşı olarak algıladığı tehdittir ve bu durum fizyolojik veya davranışsal tepkilere yol açmaktadır. Algılanan tehdit yani stresör; travma, kaza veya bedeni zorlayan fiziksel güç, gürültü, kalabalık, aşırı sıcak veya soğuk olabileceği gibi, zaman kısıtı olan görevler, kişilerarası çatışma, travmatik yaşam olayları gibi psikolojik deneyimler de olabilmektedir.

stres.jpg



Çalışma koşulları, işsizlik, aile içerisindeki sorunlar, karşı cinsle ilişkide veya evlilikte yaşanan sorunlar, göç, doğal afetler, ekonomik krizler, savaş ve terör gibi insan aracılığıyla yaratılan olumsuz toplumsal olaylar aracılığıyla stres içeren yaşam olaylarına maruz kalınmaktadır.  

İş stresi, yapılan işin gereklerinin kişinin kapasitesi, ihtiyaçları veya olanakları ile örtüşmemesi sonucunda kişinin fiziksel ve ruhsal olarak etkilenmesine neden olmaktadır. İş stresi; iş yükünden, belirlenmemiş değişken çalışma saatlerinden, iletişimsizlikten, kişilerarası çatışmalardan, iş yerinin fiziksel koşullarından, iş ortamındaki adil yargılama koşullarından, etik değerlerden kaynaklanabilir. 

İş hayatında giderek artan rekabet, teknolojik gelişmeler, artan sorumluluk ve esnek çalışma düzeni sonucu özel hayat ile iş hayatındaki sınırların bulanıklaşması çalışma koşullarını değiştirmiştir. Aynı zamanda yaşanan ülke genelinde olumsuz ekonomik gelişmeler, şirketlerin küçülmesi gibi etkenler nedeniyle çalışanların stresi artmaktadır. İş stresi; depresyon, kaygı, hipertansiyon, kalp hastalıkları, mide hastalıkları, astım, sigara ve alkol kullanımı ile ilişkili olması nedeniyle hem ruhsal hem de fizyolojik olarak çalışan sağlığını etkilemektedir. Son yıllarda araştırmalara sıklıkla konu olan tükenmişlik kavramı da iş stresinin çalışanlar üzerindeki psikolojik etkilerinin sonuçlarındandır. Maslach modeline göre tükenmişliğin, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve başarı duygusunun azalması olmak üzere üç boyutu bulunmaktadır. Tükenmişliğin sonucunda da insanların işteki performansları düşmekte; işe gelmeme, işten ayrılma isteği, işten ayrılma, ayrılmayanlarda iş verimi, kuruma bağlılık ve işten alınan tatmin duygusu azalmaktadır. Çalışanların içerisinde bu duyguları yaşayan kişiler, beraber çalıştıkları kişileri de etkileyebilmektedirler.

İşte yukarıda sayılan durumların en sık neden olduğu hastalık FİBROMİYALJİ dir.

Fibromiyalji, nedeni tam olarak bilinmeyen, kronik yorgunluk, yaygın ağrı, kaslarda acıma, tutukluk, hassas noktalar, duygu durumunda bozukluk, uyku bozukluğu, kaygı/anksiyete, irritabl barsak sendromu, migren gibi bir çok sşikayet ve bulgu ile karakterize, yaşam kalitesini bozan kompleks bir hastalıktır.

Sıklığı %2-8 aralığındadır. Kadınlarda daha fazladır ve kadın/erkek oranı 2,3’dür.

Görülme sıklığı ülkeler arasında benzerdir. Ülkemizde sıklığı %3,6-8,8 bulunmuştur.

Fibromiyalji sendromu; fonksiyonel aktivitelerde yetersizlik ve performans düşüklüğü yapar. Çalışma kapasitesi, aile yaşamı, sosyal işlevsellik ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Kişilerin yaşam kalitesini bozarak aktivite kaybına, iş gücü kaybına ve yüksek tedavi maliyetine neden olur.

FİBROMİYALJİ NİYE OLUŞUR?

Fibromiyaljinin neden oluştuğu tam açıklanamamakla birlikte, genetik yatkınlık, psikolojik nedenler, uyku bozuklukları, hormon bozuklukları, otonom, santral ve kas eklem sinir sistemi bozuklukları, bağışıklık sistemi değişiklikleri, kas işlev bozuklukları ve çevresel faktörler sorumlu tutulmaktadır.

Fibromiyaljide hipotalamus, hipofiz ve böbrek üstü aks (Hormon düzenleyici aks) işleyişi bozulur. Serum kortizol ve dehidroepiandesteron sülfat seviyeleri düşer. Hormon aksının otonom sinir sistemi üzerine etkisi nedeni ile stres yanıt bozukluğu gelişir. Bununla ilişkili olarak kaygı, depresyon, post travmatik stres bozukluğu ve irritabl barsak sendromu ortaya çıkar. Tiroid aksındaki bozukluk, onun aktive ettiği BÜYÜME HORMONUNDA azalmaya neden olur. Büyüme hormonu ve insülin benzeri büyüme faktörünün salgısının azalması uykusuzluk, aşırı uyuma isteği ve sık uyanma gibi uyku bozukluklarına yol açar. Uyku bozukluğu, hormon aksında bozulma ve büyüme hormonundaki azalma kas işlev bozukluklarına da neden olur. Bu da hastalarda halsizlik, kas zayıflığı ve azalmış egzersiz toleransı nedenidir. Fibromiyaljili hastaların beyin omurilik sıvısında seratonin, norepinefrin, dopamin azalır; glutamat ve substans P artar. Ciltte IL-1, IL-6 ve TNF-α saptanması ve plazma PGE2 düzeyleri- nin yükselmesi bildirilmiştir, Bu durum hastalarda uyku bozukluğu, depresyon, anksiyete, bozulmuş kas fonksiyonu ve bozulmuş ağrı algısı nedenlerindendir. Fibromiyaljide ağrı önemli bir şikayettir. Bu hastalarda ağrılı uyaranlara karşı duyarlılık artar, ağrı eşikleri çok düşer.
Fibromiyalji tanısı klinik bulgularla konur ve hastalığa özgü bir laboratuar testi yoktur. Yeni tanı kriterlerinde; hassas nokta kullanılmaması, gereğinden fazla ve yanlış tanı oranını arttırması, klinik pratikte kullanım zorluğu gibi nedenlerden dolayı, fibromiyalji tanısında altın standardı sağlamak için halen tartışmalar devam etmektedir.
Fibromiyalji nedeninde ve oluşum mekanizmasında belirsizlik nedeniyle, halen günümüzde standart bir tedavi yöntemi yoktur bu da fibromiyaljili hastalarının tedavisini zorlaştırmaktadır.
Fibromiyalji tedavi rehberlerinde önerilen ortak nokta tedavinin hasta merkezli olması, hastaların anahtar şikayetlerini hedef alması ve kişiye özel düzenlenmenin yapılmasını önermektedir.

İlaç tedavisinin tek başına yeterli olmadığı diğer yöntemlerin de mutlaka eklenmelidir.

Antidepresanlar, opioidler, analjezik, steroid olmayan anti-inflamatuvar ilaçlar, sedatifler, kas gevşetici ve antiepileptikler gibi çeşitli ilaçlar tedavi olarak kullanılmıştır. Hasta eğitimi, bilişsel davranış terapisi, psikolojik tedavi, diyet, egzersiz, fizik tedavi, osteopatik manipülasyon ve balneoterapi farmakolojik olmayan tedavi uygulamalarındandır.
Günümüzde uygulanan farmakolojik tedavilere olan cevabın yetersizliği ve/veya devamlı olmaması nedeniyle fibromiyaljinin optimal tedavisi, farmakolojik ve farmakolojik olmayan tedavi yöntemlerinin bir kombinasyonunu gerektirir.
Fibromiyaljinin tedavisinin yönetimi; ağrı yoğunluğu, fonksiyonu, yorgunluk, uyku bozukluğu gibi özellikler göz önüne alınarak düzenlenmiş uygun tedavi modalitelerinin kombinasyonunu içeren multidisipliner bir yaklaşımı gerektirir. Farmakolojik olmayan tedavi yöntemlerinde temel amaç kronik ağrıyı azaltmak ve kişilerin fiziksel fonksiyonlarını düzelterek yaşam kalitesini arttırmaktır. Fibromiyaljide balneoterapinin (ŞİFALI SULAR) ağrı üzerine çok önemli etkileri bulunduğu ve farmakolojik olmayan yöntemler arasında en umut verici tedavilerden biri olduğu bildirilmiştir.

FİBROMİYALJİDE HİDROTERAPİ (SU TEDAVİSİ, KAPLICA, ŞİFALI SULAR)

Balneoterapi, termal ve/veya mineralli suların, peloidlerin ve gazların, yöntem ve dozları belirlenmiş, banyo, paket, içme ve inhalasyon uygulamaları şeklinde, düzenli aralıklarla seri halde tekrarlanarak kullanılmasıyla, belirli bir zaman aralığında ve kür tarzında gerçekleştirilen bir tedavi yöntemidir.
Kaplıca tedavisi ise çok yönlü bir tedavidir. Su kaynakların, öncelikle doğal bulundukları yerde ya da hızla ulaştığı noktada havuzlar, duşlar, banyolar şeklinde kullanılmasını içerir. Ayrıca su çeşitli killerle karıştırılarak cilde uygulanabilir ve masaj etkisi de yapabilir. Fizyoterapi ve hidroterapinin kaplıca tedavisine eklenmesi ile sonuçların daha iyi olduğu iddia edilmektedir.
Hidroterapinin mekanik, termal, kimyasal ve biyolojik etkileri vardır.

Suyun tedavi amacıyla kullanılması Çin, Japon ve Alman kültürlerine dayanır. Kaplıca tedavisi, balneoterapi, çamur paketi terapisi ve eşlik eden fizyoterapi birçok Avrupa ülkesinde, Japonya’da, İsrail'de ve ülkemizde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Kaplıca tedavisi özellikle antik Yunan ve Roma kültüründe popüler olan dünya çapında kullanılan bir tedavi yöntemidir. Bununla birlikte uzun tarihi ve popülerliğine rağmen, kaplıca sularının kendilerinin tedavide etkinliği konusunda belirsizlik halen devam etmektedir ve modern tıptaki rolü hala net değildir.

Kaplıca tedavisinin romatizmal ve kas iskelet sistemi hastalıkları arasında eklem iltihabı (osteoartritten) sonra en sık olarak fibromiyalji tedavisinde tercih edilir, ağrı ve fonksiyonlar üzerine olumlu etkisi olduğu, aynı zamanda kaplıca ortamındaki zihinsel rahatlama kaygının azalması ve depresyonun iyileştirilmesi de fibromiyalji şikayetlerinin iyileşmesine katkı sağlar.
Hidroterapi yöntemlerinden kaplıca tedavisinde uygulanan banyolar, normal musluk banyosuna göre daha üstündür. Vücudun daha etkin bir biçimde ısıtılmasını sağlar. Bunu da suyun içindeki mineral bileşenler ile yapar. Bu mineral bileşenler özgül ısıyı yükseltir ve dolayısıyla vücut ısısı yükselir. Yükselen ısı kanın dolaşımını arttırarak bölgesel ağrı ve inflamasyon/yangı ya neden olan maddelerin ortandan uzaklaşmasını sağlar.
Termal olarak cildin sürekli uyarılması ve hidrostatik basıncın etkisi analjezi yani ağrı giderilmesi sağlanır. Gama sinir lifleri vasıtasıyla kas spazm ve kasılmaları azalır. Ağrı ve kas tonusundaki azalma sonucunda yumuşak doku esnekliği artarak rehabilitasyon programlarının uygulanmasını kolaylaşır. Ayrıca termal etkiyle vücut ısı merkezinin uyarılmasıyla hormon aksının aktivitesi ile kan noradrenalin, kortizol ve büyüme hormonu düzeyinde artma, troid hormonu düzeyinde azalma ile ödem azalması ve yangı giderici etkilerin ortaya çıkığı görülmüştür.

Banyolar sırasından deriden su ile beraber karbon- dioksit, kükürt ve radonun da emildiği ve bunların da ağrıyı azalttığı gösterilmiştir. Termal banyoların ve çamur paket uygulamalarının oksidan ve antioksidan sistem üzerine de olumlu etkileri bildirilmiştir. Plazma endorfin ve kortizol seviyelerindeki artış, diensefalik- pituiter adrenal eksenin aktivasyonu, çeşitli yangı belirteçlerinin (IL-1, IL-6, PGE2, LTB4, TNF-α) plazma düzeylerinde azalma kaplıca tedavisinin analjezik ve anti-spastik etkisini açıklamaktadır.
Mevcut kanıta dayalı kılavuz ilkeleri fibromiyalji için tek bir tedavi olmadığı gerçeğine dayanır. Kişiye özel yaklaşımlar, semptomlara yönelik ilaç ve ilaç dışı yöntemleri içerir, hastanın aktif katılımını içeren yöntemler tedavinin önemli parçasıdır.
İlaç dışı tedavi seçeneklerinin, klasik tedaviye yanıt vermeyen fibromiyalji hastalarında ek tedaviler olarak kullanılabilir. Fibromiyalji sendromunun semptomlarının düzelmesinde ve uzun süren semptomatik yönetiminde balneoterapi etkin bir farmakolojik olmayan tedavi yöntemidir.

HAVUZ VE ÇAMUR TEDAVİSİ

Fibromiyalji hastalarında eğitim programına eklenen havuz ve çamur tedavisini içeren balneoterapinin ağrı, diğer şikayetler ve hassas noktalar üzerinde daha etkili olduğu gösterilmiştir. Egzersiz ve eğitimi içeren iki buçuk haftalık kaplıca tedavisinin fibromiyaljili hastalar üzerinde semptomları azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı gözlemiştir. Medikal tedaviye ilave edilen iki haftalık spa tedavisinin kısa ve uzun vadede ağrı, hassas nokta ve yorgunluk üzerinde olumlu etkileri sahip olduğunu bilmekteyiz.

KAPLICA VE SPA TEDAVİLERİNİN RİSKLERİ

Kaplıca tedavisi genel olarak güvenlidir. Spa tedavisi sırasında solunum yolu enfeksiyonları (%8), nörolojik problemeler (%6), ağrınarın alevlenmesi (%5), cilt hastalıkları (%2), düşme (%1), üriner sistem enfeksi- yonları (<%1), kardiyovasküler hastalıklar ve erizipel (%0,005) gözlenebilir.

SONUÇ

Fibromiyaljide kaplıca tedavisinde balneoterapi ve çamur uygulamasının; güvenli ve etkili bir tedavi yaklaşımı olduğu, klinik ve laboratuvar parametreler üzerinde olumlu etkiler gösterdiği, fibromiyaljinin psikolojik bileşenleri üzerine faydalı etkiler sağladığı sonucuna varılmıştır.

 

Fibromiyalji için ayrıntılı bilgiye ulaşmak için lütfen tıklayınız  

Fibromiyalji hastalığı ve "tedavisi yok, bu hastalıkla yaşamaya alış"  denilen hastaların tedavi sonrası yorumlarını okumak için lütfen tıklayınız  

Prof. Dr. Ahmet AKGÜL'ün özgeçmişine ulaşmak için lütfen tıklayınız

İletişim ve Randevu için lütfen tıklayınız   

Yasal Uyarı

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz.Bu sitedeki bilgileri kopyalama, nakletme veya diğer kullanımlar kesinlikle yasaktır. Web sitesindeki bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine ve site sahibinin iznine bağlıdır. Tüm kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.