VARİS YARASI NEDİR?
Özellikle bacaklarda ayak bileğinin iç yüzünde oluşan, uzun süreli varis, iç varis, derin ven trombozu veya venöz yetmezliğe bağlı aşırı artan toplar damar içindeki kan basınç artışına bağlı oluşan yaralardır. Bu yaraların etrafında genellikle kahverengi sert bir deri tabakası vardır. yarada bazen kanlı akıntı olsada genelde akıntılı bir yara değildir. Yara acılı ve ağrılıdır ve yaranın sınırları net olarak beli değildir. Varis yarası ile karışan birçok yara vardır ve bu yaralara örnekleri de yazımızın aşağısındaki listede gösterilmiştir.
VARİS YARASININ SIKLIĞI NEDİR?
Dünya nüfusunun yaklaşık %5-8'inde varis mevcuttur. Bu varislerin yaklaşık %1'inde varis yarası gelişir. Toplumda yeni varis yarası ‘nın yıllık görünme oranı her 1000 kişide 3.5'dir. Varis aslında dünyanın en sık hastalıklarından biridir. Bununla birlikte tahmin edileceği gibi varis çorabı da dünyanın en sık kullanılan tıbbi malzemesidir. Neyse ki her varisi olanda varis yarası (venöz ülser) oluşmamaktadır. Varis yarasıda daha çok iç varis (derin varis) olan kişilerde ortaya çıkmaktadır.
Günümüz dünyasında varisi olan kişiler daha erken tıbbi merkeze ulaştıklarından ve varisleri tedavileri erken yapıldıklarından varisler, varis yarası olmadan düzeltilmiş olurlar.
Bu arada şunu bilmek gerekir ki varisler tedavi edilmediği sürece 2 önemli komplikasyona (istenmeyen sonuç) neden olurlar:
-
Yara (ülser) oluşumu (varis yarası, venöz ülser)
-
Varisli damar içinde PIHTI oluşumu (Derin ven trombozu, DVT; yüzeyel varis iltihabı/pıhtısı, TROMBOFLEBİT)
Zaten 2. madde de oluşsa yani DVT veya TROMBOFLEBİT de oluşursa yine VARİS YARASI gelişir ki bu duruma POST-TROMBOTİK SENDROM denir.
VARİS YARASI NASIL OLUŞUR?
Varis yarası'nın oluşum nedenine geçmeden önce bacaklardaki toplardamarlar (varisin oluştuğu damar) hakkında kısa bir bilgi edinelim.
Bacakta 3 çeşit toplardamar ağı vardır:
-
Yüzeyel toplar damarlar (Safen ve Parva damarı. Safen Damarı ayak iç topuk ön tarafından başlayıp kasığa kadar bacağın iç yüzünden ilerler. Kasıkta derin toplar damar olan Femoral Ana Toplar damara bağlanır. Parva damarı ise ayak dıştopuğunun arkasından başlayıp baldır tarafında ilerleyerek diz arkasında ana diz toplar damarı olan Popliteal Ven'e bağlanır yani içindeki kan popliteal vene dökülür. Popliteal ven de tıp kı kasıktaki femoral ven gibi derin toplar damardır.) Bu yüzeyel venlerin varislerine DIŞ VARİS denir. Yüzeyel venlerin iltihabı ve pıhtılaşmasına TROMBOFLEBİT denir.
-
Derin toplar damarlar (Ayak içlerinden başlayıp baldır içinden 3 derin damar şeklinde ilerler ve diz arkasında Poplitela Ven adı verilen ana diz toplar damarını oluşturur. Daha sonra popliteal ven yukarı doğru ilerler ve uyluk kaslarının içinden kasığa ulaşır. Kaıktaki ana toplar damara Femoral Ven denir. Femoral ve daha yukarı giderken leğen kemiği içinde İliak Ven adını alır ve hem sağ hem de sol İliak venler karın içinde birleşip Vena Kava İnferior adını alır ve bu damar kalbin alt tarafındaki tüm kirli kanı alıp kalbe ulaştırır.) Derin toplar damarların varislerine ise DERİN VARİS veya İÇ VARİS denir. Derin venlerdeki pıhtı oluşumuna da DERİN VEN TROMBOZU (DVT) denir.
-
Bağlantı damarları. Normalde yüzeyel toplar damar ile derin toplar damar arasındaki iletişim damarlarıdır ve bu damarlara PERFORAN DAMARLAR denir. Bunların yetmezliğine de perforan varisler denir.
-
İşte bu damarların yetmezliğinde varis ve varislerin ilerleyen halinde de varis yarası oluşur. Varisler içinde kanın yukarı kalbe çıkışı azalır ve her geçen gün bacaklar içinde varis kanı artar. Bacakta en zayıf bölge ayak bileğidir yani derinin altında yalnız tendon ve kemik vardır yani kas yoktur bu nedenle bacağın diğer bölgelerine göre zayıftır ve ayrıca ayakta duran bir kişide toplar damar basıncı en çok ayak bileğinde olur. Aşağıdaki resimde de görüldüğü üzere yatarken ayak bileğinde toplar damar kan basıncı 5 mmHg'dır. Ayağa kalkınca aynı yerdeki kan basıncı 20 katın üzerinde artar ve 105 mmHg olur. Bu durumda en zayıf olan ayak bileğinde en fazla kan basıncına maruk kaldığı için varisli damar içinde gereksiz kan rtışı olunca varis yarası en sık olarak ayak bileğinde ortaya çıkar.
-
Yara oluşmadan önce ayak bileğindeki deride hafif kahverengimsi renk değişikliği olur ve deri pullanır ve kaşıntılı hale gelir. Zamanla deri ve deri altı sertleşir. Bu duruma STAZ DERMATİTİ veya VARİS DERMATİTİ denir. Yani varis dermatiti, varis yarasının bir önceki aşamasıdır. Varis dermatiti zamanında hasta tedavi görse ve varis ve iç varis ameliyatı olsa yara oluşumu riski neredeyse yok olur. Eğer tedavi olmazsa derideki sertleşen bölgede önce mercimek büyüklüğünde bir sivilceye benzer yara oluşur ve zamanla bu küçük yara büyür ve şiddetli ağrıya yol açan venöz ülsere dönüşür.
Venöz bacak ülseri ağrılı ve kötü kokulu yaradır. Yaşam kalitesini azaltabilir ve tedavisi de zordur. Kronik venöz hastalığın geç ve ciddi bir klinik formudur.
Venöz ülserlerin klinik takip ve tedavisi için nedenlerini iyi bilmek gerekir. Venöz ülserler iç topuk bölgesinde oluşma eğilimindedir. Tek veya birden çok olabilir ve tipik olarak yüzeyel, hassas, düzensiz sınırları olan kırmızı tabanı vardır. Venöz ülserlerin uygun değerlendirilme ve takibi için uzmanlardan oluşmuş multidisipliner bir ekibe ihtiyaç vardır.
VARİS YARASI (VENÖZ ÜLSER) TEDAVİSİ
Venöz ülser hem varis, iç varis, kronik venöz yetmezlik nedeniyle oluşabileceği gibi yukarıda söylediğimiz gibi tromboflebit veya DVT nedeniyle de oluşabilir. O nedenle kronik varis yarası (kronik venöz ülser) tedavisinde yalnızca yaraya pansuman değil aynı zamanda yaraya neden olan damar yetmezliğinin de (varise neden olan toplar damarın kapakçığının düzeltilmesi) tedavisi yapılmalıdır. Biz buna DUAL TEDAVİ (İKİLİ TEDAVİ) diyoruz yani yarayı hem içten hem de dıştan tedavi ediyoruz.
İçten dediğimiz yaranın nedeni olan varis, iç varis, kronik venöz yetmezlik ve/veya tromboflebit, DVT'nin düzeltilmesi ile başlar. Bu durumda yaraya neden olan yara altındaki kan drenaj bozukluğu düzeltilir. Yani yalnızca dışardan yara pansumanları veya yara ürünleri veya varis çorabı veya 2'li - 4'lü bandajlarla venöz ülser düzelmez. Kabaca bir örnek vermek gerekirse: evinizin önündeki sokaktaki asfalt yol üzerinde hasar oluşmuş ve devamlı hasar olan bölgede su birikintisi var. Tabiki asfalt ta iyice bozulmuş. Bu durumda orayı onarıp üzerine yeni bir asfalt mı döktürürsünüz yaksa biriken suyun nerden geldiğini bulup önce asfaltın altındaki kaçak suyun geldiği bozuk boruları düzeltip sonra yeni asfalt mı dökersiniz? Tabiki önce bozuk drenaj boruları düzeltilir, kaçak kapanır, gerekirse boru değiştirilir, kuru bir ortam oluşturulur ve sonra yeni asfalt dökülür. Böylece KALICI bir onarım yapılmış olur.
İşte yarada da böyle olur. Kan kaçıran damarlar (su kaçıran borular gibi) önce düzeltilir (içten tedavi), daha sonra yara düzeltilir (dıştan tedavi). Yani DUAL TERAPİ.
Eğer neden varis, iç varis, kronik venöz yetmezlik veya tromboflebit ise ameliyat ile toplar damar KAPAKÇIĞI düzeltilir sonra çok özel yara tedavilerine geçilir. Eğer neden DERİN VEN TROMBOZU (DVT) ise anjiyografi laboratuvarında derin toplar damarda olan pıhtıyı temizlemek için VENÖZ DAMAR TRAŞLAMA yapılır ve sonra yara tedavisi yapılır.
Kronik venöz yetmezlik sonucu oluşan venöz ülser tedavisinde, kompresyon (bandajlama) yani bası uygulanması temel tedavilerden biridir. Birçok kompresyon yöntemi olmasına rağmen, hangi yöntemin daha iyi olduğu konusunda tartışmalar mevcuttur. Son dönemlerde ülser iyileşme ve tekrar oluşmasını önleme yanında uygulama kolaylığı ve hasta tercihi, 2 katlı bandaj sisteminin, diğer kompresyon yöntemlerine göre daha iyi olduğunu yönündedir. Kompresyon uygulanmadan önce tedavinin başarısı açısından, hastanın psikolojik olarak buna hazırlanması yanında, kompresyon için hastanın uygun olup olmadığı da oldukça önemlidir.
Günümüzde endovenöz yani kateter teknolojileri hızla ilerlemektedir. Genişlemiş ve bozulan safen damarını kapatmak için kimyasal veya fizyolojik metodlar kullanılmaktadır. En sık uygulanan endovenöz radyofrekans, lazer veya yapıştırıcılardır. Bu yöntemler ameliyatlarla ile birlikte yapılabilir. Bunun yanı sıra köpük skleroterapisi de minimal invaziv bir yöntem olarak uygulanmaktadır. Bu yöntemler sayesinde staz ülserine neden olan venöz hipertansiyonun önlenmesi minimal invaziv bir yöntem içinde hastaya daha az travma yaşatılmış olur.
Yukarıda sayılan tedaviler DUAL TERAPİNİN ilk ayağı olan İÇTEN TEDAVİDİR. Aşağıda ise direkt yaraya uygulanan DIŞTAN TEDAVİDİR.
En son teknolojik yara örtüleri ve özel pansumanlarımızla birlikte yaranın hemen altı ve etrafına OKSİPLAZMA® uygulamalarımızdır. Kök hücre benzeri etki gösteren bu sistem kanın ONARICI ENZİMLERİ ile yapılan oksijenli enjeksiyonlardır. Ayrıntılı bilgi için lütfen TIKLAYINIZ.
Bacaktaki kronik ülserlerinin yaklaşık %70'inden kronik venöz hastalık sorumludur yani bacakta görülen her yara varis yarası değildir. Bacak ülseri tek başına bir hastalık olmayıp, altta yatan başka bir kronik hastalığın bulgusudur. Bacak ülserlerinin en sık rastlanan sebebi venöz yetmezlik olsa da, pek çok hastalık kaynaklı olabilmektedir. Venöz ülserin tanısında ve diğer bacak ülseri nedenlerinden ayırt edilmesinde detaylı bir öykü ve fizik muayene çoğu zaman yeterlidir. Venöz ülserlerin klinik özelliklerinin ve ayırıcı tanısının iyi bilinmesi, pahalı tanısal laboratuvar incelemelerinin yapılmasını önleyeceği gibi, hastalığa özgü tedavinin erken dönemde başlanmasını sağlayacaktır.
Bacakta yara yapan birçok hastalık vardır ama en sık nedeni varis yarasıdır. Şimdi bacakta yara oluşunca hangi hastalıklar akla gelmeli, ona bakalım:
1) Toplardamar yetmezliğine bağlı nedenler:
-
Varis kapak yetmezliği
-
Geçirilmiş varis damar tıkanıklığı (Kronik derin ven trombozu, DVT)
-
İç ve dış toplar damar arasındaki bağlantı damar yetmezliği (Perforan ven yetmezliği, perforan varisi)
-
Doğuştan toplar damar kapak yokluğu
-
Toplardamarı tıkayan hastalıklar
-
Tümörler (kanserler)'in toplar damarlara dıştan baskı yapması
-
Kasık veya diz arkasındaki büyümüş lenf bezinin toplar damarlara bası yapması
-
Kalçadaki toplardamar tıkanıklığı
-
Toplardamar iltihabı
-
Hareketsizlik
-
Ortopedik bozukluklar
2) Atardamar hastalıklarına bağlı nedenler:
-
Damar sertliği
-
Damar tıkanıklığı
-
Yağ embolisi
-
Buerger hastalığı
-
Atardamar ve toplardamar arası fistül
-
Travma
-
Enfeksiyonlar
-
Atardamara uygulanan cerrahiler ve ameliyatlar
3) Sinir hasarıyla seyreden hastalıklar:
-
Diyabet (Şeker Hastalığı)
-
Lepra (Cüzzam)
-
Alkol
-
Tabes Dorsalis
-
Syringomyeli
-
Spina bifida
-
Multipl skleroz
-
Polimyelit
4) Fiziksel/kimyasal travma
-
Bası (dekübit)
-
Travma
-
Yanık
-
Yakıcı ajanlar
-
Radyasyon
5) Yara oluşturabilen deri hastalığı
-
Piyoderma gangrenozum
-
Nekrobiyozis lipoidika
-
Otoimmün büllöz hastalıklar
-
Büllöz liken planus
-
Sarkoidoz
-
Behçet Hastalığı
-
Skleroderma
-
Kontakt dermatit
-
Yağ nekrozu
-
Böcek ısırığı
-
Lenfödem
-
Lipoödem
-
Miksödem
6) Damar iltihapları (Vaskülitler)
-
Küçük çaplı damar iltihapları
-
-
Wegener
-
-
-
Churg-Strauss
-
Henoch-schönlein
-
-
Orta çaplı damar iltihapları
-
Poliarteritis nodoza
-
Kawasaki
-
-
Büyük çaplı damar iltihapları
-
Dev hücreli arterit
-
Takayasu arteriti
-
7) Metabolik hastalar
-
Kalsiflaksi (vücutta gereksiz ve aşırı kalsiyum birikmesi)
-
Kalsinozis kutis (deride kalsiyum birikmesi)
-
Gut (eklemlerde aşırı potein ürünlerinin birikmesi)
-
Amiloidoz (dokularda amiloid birikmesi)
-
Homosistinemi (kanda aşırı homosistein artışı)
-
Prolidaz eksikliği
-
Hiperokzalüri
8) Kan hastalıkları
-
Orak hücreli anemi (kan alyuvarlarının şekli ve fonksiyonu bozulduğu için kansızlık oluşması)
-
Talasemi (kan alyuvarlarının bozulması)
-
Herediter sferositoz (kan alyuvarlarının şeklinin bozulması)
-
Esansiyel trombositoz (trombositlerin aşırı artışı)
-
Trombotik trombositopenik purpura (aşırı trombosit tüketimine bağlı kan pulcuklarının azalması sonucu olan deri altı kanamaları)
-
Polistemi (kan hücrelerinin aşırı artışı)
-
Lösemi (kan kanseri)
-
Myeloma (kemik iliği kanseri)
-
Pıhtılaşma bozuklukları (kanın pıhtılaşma kapasitesinin bozulması sonucu istenmeyen kan pıhtılarının oluşması)
-
Faktör 5 Leiden mutasyonu
-
Antifosfolipid sendromu
-
Faktör 8 eksikliği
-
Antitrombin 3 eksikliği
-
Protein C veya S eksikliği
-
9) Kanserler
-
Bazal hücreli karsinom (deri kanseri)
-
Squamöz hücreli karsinom (deri kanseri)
-
Malign melanom (çok hızlı yayılan deri kanseri)
-
Kaposi sarkomu (kan damarı kanseri)
-
Metaztaz (kanserin deriye yayılması)
-
Lenfoma (lenf bezleri kanseri)
-
Lösemi (kan kanseri)
10) İlaçlar
-
Steroid (kortizol)
-
Halojenler
-
Metotreksat (kanser ilacı)
-
Hidroksiüre
-
Sitotoksik ilaçlar (kanser ilaçları)
-
Antikoagulanlar (kan sulandırıcı ilaçlar)
Aşağıdaki resimde varis yarası görülmektedir. Bu resimde iç varis yarası olan hastamızı hem operasyonda varis kapaklarını onardık (içten tedavi) daha sonra da yara tedavisi (dıştan tedavi) yaptık. Yani DUAL TREATMENT (ikili tedavi) yöntemi uyguladık.
Yine çok zor bir varis yarasını DUAL TREATMENT sistemimizde tedaviye kavuşturduk ve haberi Hürriyet Gazetesinde basıldı. Aşağıdaki resimleri ve haberi inceleyiniz:
Yukarıdaki gazete haberinin tam metnini aşağıda okuyabilirsiniz veya orijinal tam metin için TIKLAYINIZ.
Sağ bacağında iyileşmeyen varis yarası nedeniyle yürümekte zorlanan ve bacağını kaybetme riski taşıyan Bulgaristanlı Kudret Reyhan Habil (29) şifayı Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde buldu. Ülkesinde “Yapacak birşey yok” denilen Türk kökenli Habil, zor ve riskli ameliyattan sonra hızla iyileşmeye başladı.
3 yıldır bacağındaki iç ve dış varis nedeniyle sıkıntılar yaşayan ve ciddi yarası bulunan Habil, ülkesindeki doktorlardan hep aynı yanıtı aldı: “Ömür boyu böyle yaşayacaksın, ameliyat olamazsın.” Bunun üzerine Habil şansını İstanbul’da denemek istedi, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne geldi. Burada yapılan tetkiklerde ciddi dış ve iç varisi olduğu tespit edildi.
Kalp ve Damar Cerrahisi Klinik Şefi Doç. Dr. Ahmet Akgül ve ekibi varislerini düzeltti. Ameliyat sonrası hasta yatarken basınçlı masaj sistemleri uygulandı. Bu tedavilerin sonucunda Habil’in bacağındaki şişlik ile yaraları oluşturan varise bağlı ayak bileği basıncı belirgin şekilde azalmaya başladı. Son 1 yıldır dayanılması zor, şiddetli ağrılar çeken, bacağı şişen ve yürümekte dahi zorlanan Habil’in ağrıları ameliyattan sonra iyice azaldı.
ZOR VE RİSKLİ BİR AMELİYATTI
Ameliyatı yapan Doç.Dr. Ahmet Akgül, şunları söyledi:
“Aslında hastamızda iki ayrı hastalık vardı. Çünkü varis ile toplardamar yetmezliği ayrı iki hastalık. Birbirlerini tetikler ve bir arada görünebilirler. Varis bacaktaki yüzeysel toplardamarın genişlemesiyken, toplardamar yetmezliği iç varisi yani ana toplardamarın da yetmezliğini ifade eder. Varise bağlı yaralar, ciddi bacak şişmeleri, ciddi ağrılar bu nedenle ortaya çıkar. İşte bu iç varisin tedavisi zordur. Ameliyatta yapılacak küçük bir hata hayatı tehdit eden kanamalara ve damar içi pıhtılara neden olur. Bu pıhtılar iç varisten akciğere gider ve ölümlerle sonuçlanabilir. Bu nedenle ameliyatı yapmak ciddi deneyim ister.”
Basınçlı masaj ise bacaklarındaki ödem ve şişlikleri azaltmak için uygulandı. Çünkü hastanın varis içindeki basınç artışı nedeniyle damar dışına sıvı kaybı oluyordu (varisin bacak şişliği yapma nedeni de bu). Damar dışına çıkan sıvı, hücreler arasına birikip ödem oluşturuyor bu da cildi gererek yara oluşumunu artırıyordu.
BACAĞINI KAYBETME RİSKİ VARDI
Doç. Dr. Akgül, böyle hastaların tedavi edilmemesi halinde bacağı kaybetme riski bulunduğunu belirterek, “Yara iyi korunmazsa mikrop kapar. Mikrop ya kan damarları yoluyla tüm vücudu sarar ki bu hayatı tehdit eder. Ya da yaraya bulaşan mikrop yaranın kemiğe de geçmesine ve kemik iltihabı yani osteomyelite yol açabilir. Uygun tedavi edilmezse bu hastalık hastanın bacağını kaybetmesine yol açabilir. Ayrıca toplardamarda artan basınç yanından geçen atardamara bası yapar veya yaygın doku içi ödem atardamara bası yapar, bacak beslenmesi bozulur ve hasta bacağını kaybetme tehlikesi yaşar” dedi.
Varis yarası, varis hastalığının en ileri boyutlarından biridir. Varis ülseri, staz ülseri de denir. Genellikle bacağın alt kısımlarında olan, diz ile topuk arasında ortaya çıkan, sakatlayıcı, ağrılı, değişik büyüklükte deri kaybıdır. Bacakta yerleşen yaraların en sık nedenidir (%80-90). Yaranın etrafındaki deri kırmızı, kahverengi tonlardadır. Yaranın etrafında ve özellikle ayaküstü iç topuk etrafında kırmızı, mavi damarlar örümcek ağı gibi deriyi sarar. Uzun süren yaralarda siyaha yakın ciltte renk değişikliği olur.
Varis yarası yani venöz ülser veya varis yarası, toplumun erişkin kişilerinde görülür ve sıklığı %1-2'dir. Venöz bacak ülseri, bacağın yani baldırın alt bölgesinde, iç topukun etrafında yerleşen ve değişik büyüklük ve derinliklerdeki doku kaybıdır ve tüm bacak yaraları içinde en sık yaradır (%80-90). Venöz ülser terimi alt bacaklara ait kronik iyileşmeyen yaraları tarif eder. Bu yaralar kapak yetmezliğine bağlı reflü ve toplardamardaki kanın basıncının artışı sebebiyle ortaya çıkar.
Yaşlılarda daha sık görünmesine rağmen her yaşta görülebilir. Hastaların yaradan önce genellikle varise ait şikayet ve bulguları vardır. Yaralar yavaş iyileşme, sık tekrarlama özelliğindedir.
Aşağıdaki gazete haberinin tam metnini aşağıdaki renkli yazıda okuyabilirsiniz veya orijinal habere gitmek istiyorsanız TIKLAYINIZ.
HAYATINI KABUSA ÇEVİREN HASTALIKTAN KURTULDU
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Akgül ve ekibi, yaklaşık 23 yıldır iç varis hastası olan ve yürümeyi neredeyse unutmuş hastayı sağlığına kavuşturdu.
47 yaşında uzun yıllardır iki bacağında da iç varis ve bu varislere bağlı olarak bacaklarında yaralar bulunan erkek hasta, birçok uzmana başvurmasına rağmen bir sonuç elde edemedi. Ömür boyu bu hastalıkla yaşaması gerektiği cevabını alan hasta, Prof.Dr.Ahmet Akgül sayesinde hastalığından kurtuldu.
“VARİS, YALNIZCA, TOPLARDAMAR KAPAKÇIĞINI TANIYABİLEN VE ONARABİLEN CERRAHLAR TARAFINDAN TEDAVİ EDİLEBİLİR”
Konu ile ilgili detayları, hastanın varis yaralarını tedavi edip tekrar yürümesini sağlayan ünlü varis doktoru Prof. Dr. Ahmet Akgül, şunları söyledi:
“Varis, bir damardır yani bir damar hastalığıdır, yalnızca estetik bir sorun değildir. Damar olduğu için de kalp ile bağlantılıdır. Varis tedavisi yapacak doktorun, her türlü kalp ve damar ameliyatı ve tedavilerini "aktif" olarak yapan cerrah olmalıdır. Yalnızca bacağın derisindeki yeşil, mavi, kırmızı kılcal varisler ile ilgilenilirse tedavi tamamlanmaz ve ileride daha büyük sorunlar ortaya çıkar.
Şaban Bey gibi yüzlerce hasta var, tedavi edildiği düşünülen ama esas tedavi için bize gelen. Nedeni, “varis” tedavisinin hem hastalar hem de doktorlar tarafından kolay zannedilmesi. O nedenle farklı birçok branştaki doktorlar varis tedavisi yaptığını iddia etmekte. Varis tedavisi, varise neden olan toplardamardaki kapakçık yetmezliğinin tedavisiyle sonuçlanmalıdır. Bu tedavi gerçek bir tecrübe ve deneyim gerektirir.
Yalnızca köpük, iğne, lazer, radyofrekans yapıp hastanın varisinin nedeni bilinmedikçe varis tedavi olmaz, bir sure sonra hastada varis yarası oluşur. Varis, yalnızca, toplardamar kapakçığını tanıyabilen ve onarabilen cerrah tarafından tedavi edilebilir.
İşte Şaban Bey de yıllarca bu şekilde varis “tedavisi” olmuş. Sonunda da şikayetleri geçmemiş ve her iki bacağında çok yaygın yaralarla bize geldi. O zamanki sorunu yalnızca varis yarası değildi, yıllarca hareketsiz kaldığı için bacak kasları erimiş, diz ve ayak bilekleri de katılaşmıştı. Zaten kendisi de hayattan zevk almayan, depresyonda idi. İşte burada da farklı bir tedavi devreye giriyor, kronik varis ve özellikle varis yarası olan hastaların tedavisi organize olan, koordineli çalışan tecrübeli bir ekip tarafından yapılmalıdır. Biz böyle bir ekiple tedavi ediyoruz. Ekibimizde, damar radyoloğu, fizyoterapist, psikolog, yara bakım uzmanı, estetisyen, dermatolog, damar cerrahı, ayak bakım uzmanı, enfeksiyon doktoru, diyabet doktoru mevcuttur. Önemli olan Şaban Beyin, varis yaraları için, "bu yara neden oldu?" sorusunun cevabıydı. Daha da önemlisi yaraya neden olan bu nedenin düzeltilmesiydi. Biz, varis ve varis yarası tanısı için yalnızca Doppler yapmıyoruz, “damarları haritalıyoruz”. Şaban Beyin de bacak toplardamarlarını haritaladık, sorunun toplardamar kapakçıklarında kaçak olduğunu tespit ettik. 20 seneyi aşkın bir dönemdir yalnızca “yatakta yat” “bu hastalıkla yaşamaya alış” denilen Şaban Beyin tek sorunu varis kapakçıklarının çalışmamasıydı. Ameliyatta, AKGÜL tekniği adı verilen yöntem ile, hastanın kapakçıklarını onardık ve şikayetleri geçti.”
“BU HASTALIĞIN TEDAVİSİ YOK, BUNUNLA YAŞAMAYA ALIŞ, ÇALIŞMA ÖMRÜNÜN SONUNA KADAR YAT”
Tedavinin devamı için de Prof. Dr. Akgül şöyle devam etti: “Hastamız yürüyemiyecek kadar bacakları bozulmuştu. Bu genç yaşta hasta yatağına mahkum edilmiş, hareket etmesi yasaklanmıştı. Bu durum da çok yalnış. Günümüzde hiçbir hastamıza, ameliyat veya tedaviden sonar yat demeyiz, aksine hep hareket etmeyi öneririz. Varis tedavisi veya ameliyatı yaptığımız her hastayı hemen ayağa kaldırır hareketli olmasını sağlarız. Yatmakla varis pıhtısı ve varis yarası artar. O nedenle Şaban Beyi tekrar yürümeyle barıştırdık. Ayağa kalkamayan hasta şu anda klinikte 3-4 km yürüyor. Son olarak şunu da belirteyim, her hastalığın tedavisi var, hiçbir hastaya “bunun tedavisi yok, bununla yaşamaya alış” denmemeli ve her hastaya mutlak hareket ve hareketli yaşam önerilmelidir.”
‘‘HAYAT ŞİMDİ GÜZEL’’
47 yaşındaki hasta Şaban Arslan,’’Yıllardır iç varis hastasıyım ayaklarımda hem iç varis hem de bu iç varisi bağlı yaralar vardı. Bu hastalık ilk olarak 1992 yılında sağ bacağımda başladı. 10 sene sonra da diğer bacağımda oluştu. 1994 yılında da hastalığımın tanısı kondu. Tedavi için Karabük ve Ankara da gitmediğim hastane kalmadı ancak hiçbirinden olumlu bir yanıt alamadım. Daha sonra İzmir’de bir hastanede 2 bacağımdan da ameliyat oldum. Fakat 3 ay sonra bacaklarımdaki yaralar tekrar oluşmaya başladı. Ve tekrar hastanelerin yollarını tuttum. Bu sefer İstanbul’da bir kaç uzmana gittim ama hepsinden aynı cevabı aldım. ’’Bu hastalıkla yaşamak zorundasın bu hastalığın tedavisi yok’’cevap buydu. Bana çoğunlukla yatıp dinlenmem gerektiğini de söylemişlerdi. Ben de aynen öyle yaptım ancak zamanla hastalığım daha da kötüye gitmeye başladı. Neredeyse artık yürüyemiyordum. Bacaklarıma buz torbaları koyarak uyuyabiliyordum. Hastalığımla birlikte psikolojim de bozulmuştu. Bütün ümitlerim tükenmişti. İşte tam bu sırada imdadıma Prof.Dr. Ahmet Akgül yetişti. Hemen ameliyat oldum. İlk önce sol bacağımdan ardından sağ bacağımdan ameliyat geçirdim. Şu anda da yara bakım ve fizik tedavi görüyorum. Adım atmakta zorlanan ben artık gayet rahat yürüyebiliyorum. Sağlığım yerimde şükür. Bugün sağlıklı ve mutluysam Prof.Dr. Ahmet Akgül ve ekibine borçluyum. Hepsine sonsuz teşekkürler ediyorum’’ dedi.









