EN YENİ YARA TEDAVİLERİ

‘Bir cerrah için en önemli gereksinim yaraların uygun tedavisidir.'

Albert Christian Theodur Billroth (1892).

oksiplazma_ve_oksiprp_ile_yara_tedavisi.jpg


Yara, deri bütünlüğünün çeşitli sebeplerle bozularak, canlı dokunun yapı ve fonksiyonel işlevini sürdürememesidir. Yara bakımı tarihi insanlık tarihi ile başlamıştır. Yara bakımında amaç; mümkün olan en kısa sürede doku onarımını sağlamak, bozulmuş olan deri yapısı ya da fonksiyonel durumu düzeltmek, enfeksiyonu yani mikrop kapmasını önlemek, akıntı ve ödemi azaltmak, ağrıyı azaltmak ve en iyi estetik sonuca ulaşmaktır. Son yıllarda yara mekanizması üzerine çalışmalar yoğunlaştırılmış olup, yara bakımında birçok farklı seçenek sunulmaktadır.

Geçmişte yara bakımında kullanılan keten, gazlı bez ve pamuk ürünleriyle yara akıntısının emilmesi, yaranın kuru tutulması ve bu sayede bakterilerin üremesinin önlenmesi hedeflenmekteydi. M.Ö 1500'lere ait olduğu belirlenen papirüslerde kayıtlı ‘Yara rahatsız ediyorsa ise sakinleştir, sert ise yumuşat, sıcak ise soğut, şiş ise söndür, ağrılı ise rahatlat' sözü yara bakımındaki yaklaşımı özetler niteliktedir.

Günümüzde ısı ve nemin yara iyileşmesi ile doğru orantılı olduğu, yeterli ısı, nem ve oksijen olduğunda dokulardaki hücrelerin yeniden yapılanmasının hızlandığı bilinmektedir. Yara bakımında güncel yaklaşımların temelinde yara yatağının hazırlanması (Wound Bed Preperation-WBP) kavramı öne çıkmaktadır.

Yara yatağının hazırlanması, zaten kendiliğinden iyileşmekte olan yara için en uygun şartların hazırlanmasıdır.

Yara yatağının iyi olması ile iyileşmenin hızlanacağı, kötü yan etkilerin azalacağı önceden de bilinmekteydi. Günümüzde ise yara iyileşmesini engelleyen etkenleri ortadan kaldırarak, yarayı kendi doğal sürecine göre iyileşmeye bırakma güncel yaklaşımların temelini oluşturmaktadır.

Yara yatağının hazırlanmasında;

Yaraya neden olan hastalıkların kontrolü

Yaradaki ölü dokuların uzaklaştırılması

Mikrop yükünün azaltılması

Yara akıntısı yönetimi

Hücresel fonksiyonların düzeltilmesi basamakları yer almaktadır.

Yara bakımında, yaranın oluşum sebebi ve hastanın öyküsü öncelikle değerlendirilerek yaraya neden olan etkenin ortadan kaldırılması ilk basamaktır.

Daha sonra yara yatağının hazırlanması iyi kanlanan, iyileşmeye hazır bir yarayı beraberinde getirecektir.

Bunun için birçok yaklaşım vardır:

GELİŞMİŞ ve EN İYİ YARA ÖRTÜLERİ

kalp_ameliyati_sonrasi_gogus_kemiginde_olusan_yara.jpg


Modern yara örtüleri, yarayı örtmekten çok daha fazla fonksiyonlara sahiptir. Yarayı enfeksiyona karşı korumak, kan ve yara sıvısını emmek, yara iyileşmesini sağlamak ve yara üzerine ilaç tedavisi uygulamak için yaraları örtmek amacıyla kullanılan ürünlerdir.

Günümüzde yara örtülerindeki en önemli yenilik yaradaki nemi koruyabilen "nemli-iyilestirici (moist healing)" malzemelerin geliştirilmiş olmasıdır. 1980 ve 1990'lı yıllarda hidrokolloid, alginat, poliüretan köpükler ve hidrojel gibi birçok nemli-iyileştirici ürün geliştirilmiştir.

Geliştirilmiş bu yara örtüleri daha ağrısız ve konforlu olmaları, eski pansumanlara göre hızlı iyileşme sağlamaları ve daha az sıklıkta pansuman değişimi gerektirmesinin yanı sıra daha ucuz maliyet ve yaraya mikrop bulaşmasına engel olma gibi özelliklere sahiptirler.

İdeal yara örtülerinde olması gereken özellikler şunlardır;

1. Mikroplara karşı engel oluşturmalı,

2. Yaranın etrafındaki dokularda travmaya sebep olmamalı,

3. Isı yalıtımı olmalı,

4. Gaz geçirgenliği ideal olmalı,

5. Yara yerine ideal nem sağlamalı,

6. Fazla sıvıyı ve zararlı dokuyu dışarı atmalı,

7. Vücut dokusuna uyumlu olmalı,

8. Yarada var olan boşlukları tam doldurmalı,

9. Ağrıyı azaltmalı,

10. Estetik ve ergonomik olmalı,

11. Çıkarılırken yara dokusunu kaldırmamalı,

12. Ekonomik olmalı,

13. Koku oluşturmamalı.

Modern yara örtüleri, genel olarak 5 ana grup altında sınıflandırılabilmektedir. Bu ürünler, genellikle çeşitli yaralar üzerine farklı iyileşme süreçlerinde tek başlarına veya birkaçının birlikte kullanılması halinde uygulanmaktadır. Bu yara örtüleri:

1. Alginat örtüleri

2. Poliüretan şeffaf filmler

3. Hidrojeller örtüler

4. Hidrokoloid örtüleri

5. Köpüklerdir.

ALGİNAT (YOSUN) YARA ÖRTÜLERİ

lenfodem_yarasi_tedavisi.jpg


Kalsiyum Alginat lifleri, sık kullanılan, emici ve eşsiz iyon değişim özelliğine sahip malzemelerdir. Yaraya uygulandıklarında lifteki kalsiyum iyonları vücuttaki sodyum iyonlarıyla yer değiştirerek liflerin bir kısmı alginata dönüşürler. Bunlar kendi ağırlıklarının 20-30 kat fazlası kadar yaradaki akıntıyı emebilirler.

Lifler şişer ve yara yüzeyinde jel oluşur. Bu oluşan hidrofilik alginat jeli, yara iyileşmesi için nemli yara ortamı sağlamaktadır. Ancak sıvıya doyduklarında hemen çıkarılmazlarsa sağlıklı dokularda nem hasarına neden olabilirler.

Mikrop yok edici etkileri az olup, bakteriler pasif olarak jel içerisinde hapsolabilmekte ve örtü değişimi ile uzaklaştırılabilmektedir. Alginatların ağrıyı azaltıcı ve kanama durdurucu etkileri de vardır. Farklı deniz yosunlarından elde edilen farklı özelliklere sahip alginat çeşitleri günümüzde kullanılmaktadır. Ayrıca çinko içeren ve gümüş içeren alginatlar gibi birçok alginat tuzu da sırasıyla çinko eksikliği yaşayan insanlarda ve mikrop öldürücü özellik sağlamak amacıyla kullanılabilmektedir.

Ayrıca; çinko kanamayı dindirici özelliği artırmak amacıyla da alginat örtülere ilave edilebilmektedir. Alginat örtülerde yarada bağ dokusu geliştikçe emilen sıvı miktarı da azalmaktadır. Jel doygunluğa ulaştığında sızma (kanama) olur. Alginatların kuru ya da ıslak kullanılabilen, içinde boşluğu olan yaralar için de geliştirilen çeşitleri vardır. Alginat örtüler; kısmı ve tam kalınlıktaki yaralarda, oyuk yaralarda, orta ve şiddetli sızıntılı yaralarda, enfeksiyonlu yaralarda kullanılabilir, bazıları da az kanayan yaralarda uygundur. Kuru yaralarda ise kurumayı önlemek için tamponlu ikinci bir örtü gerektirir. 

POLİÜRETAN ŞEFFAF YARA ÖRTÜLERİ

Bir yüzü akrilik, diğer yüzü poliüretan olan bu şeffaf sentetik yara örtüleri yarı geçirgendir. Bu şekilde, havayla taşınan mikropların yaraya ulaşmasını önlerken, yaranın havadan oksijen almasını sağlar.

Bu yara örtüleri çoğunlukla kuru yaralarda kullanılmakta olup, nemli bir yara ortamı oluşturulabilmektedir. Saydam olduklarından yara bölgesini gözleyebilme olanağı sağlar. Modern yarı-geçirgen yara örtüleri, genellikle poliüretanın çeşitli karışımlarından elde edilmektedir. Bu filmler sayesinde yaraya 3000 g/m2/24 saat veya daha yüksek oranda nem buharı sağlanabilmektedir. Ameliyat sonrası yaralarda, yanık yaralarında, basınç yaralarının tedavisinde, ameliyat için deri alınan bölgelerde, damar içi kateter uygulamalarında kullanılabilmektedir. Ayrıca bu örtüler, ölü dokusu içeren yaraların temizlenmesine yardımcı olmaktadır.

Hafif ve esnek olup, yara yüzeyi ile iyi uyumluluk gösterdiğinden sürtünmeye karşı deri hasarını önler ve hastanın konforunu olumsuz etkilemezler. Bu örtüler; hidrojel, hidrokoloid ve alginatlarla birlikte çok sık kullanılmaktadır.

Bu örtülerin dezavantajları ise; derinin aşırı nemlenmesine neden olabilmeleri, sık değiştirme zorunluluğu, uygulanabilmesi için yaranın etrafında sağlam derinin olması gerekliliğidir.

HİDROJEL İÇEREN YARA ÖRTÜLERİ

Hidrojeller, %90-95 su içeren polimerlerden oluşur. Özelliği yüksek derecede bulunan yaranın akıntısını emer. Yaranın yüzeyine yapışmaz. Yaranın ateşini düşürerek serinletici bir etki yaratırlar.

Mikroplara  karşı durabilme özellikleri zayıf olduğundan koruma amaçlı ikinci bir örtü gerektirirler.

Günümüzde kullanılan hidrojeller, ideal yara örtüsü özelliklerinin çoğuna sahip olsa da hassas derinin zayıflamasına neden olabilir. Hidrojel örtüler, kuru yara yüzeyine uygulandıklarında, yarayı nemlendirerek yaranın iyileşmesi için nemli yara ortamı oluştururlar. Bu örtüler bir miktar yara sıvısını emebilmektedir. Su ve buhar geçirgenliği olup, kolaylıkla yaradan ayrılabilmektedir çünkü örtü ve yara arasındaki nemli ara yüzey, örtünün yaraya yapışmasını engeller. Ayrıca hidrojel örtülerle birlikte yaraya ilaç uygulanabilmektedir.

HİDROKOLLOİD YARA ÖRTÜLERİ

Hidrokolloid yara örtüleri çözülmüş hidrofil polimer taneciklerinden oluşmaktadır. Yara akıntısı ile temas ettiğinde hidrofil tanecikler, fazla sıvıyı emip jele dönüşür ve 7 gün yara üzerinde kalabilir. Bu örtüler hem ıslak hem de kuru dokulara yapışma eğilimi gösterirler.

Ayrıca, yaranın deri kaplama hızını ve bağ dokusu üretimini de artırmaktadırlar. Yaraya direk yapıştığından ikinci bir yara örtüsü gerektirmezler. Ağrıyı azaltma ve mikropları yaranın dışında tutma gibi özellikleri de vardır. Kısmi ve tam yaralarda, hafif ve orta derecede akıntılı yaralarda kullanılırken enfeksiyon söz konusu ise tercih edilmezler. Yapışkan özellikli olduğundan çıkarma sırasında hassas deriye zarar verebilirler.

KÖPÜKLER

varis_yarasi_tedavi_oncesi_ve_sonrasi.jpg


Köpükler, hem esnek hem de yüksek emiş kapasitesine sahip polimerik ve silikon bazlı yara örtüleridir. Bunlar sünger gibi kombine edilerek kullanılırlar. Derin yaralarda boşlukları doldurup, zamanla genişleyerek yaraya tam uyum sağlarlar. Yaraya yumuşak bir basınç uygulayarak yaranın kapanmasını ve oksijenlenmesini arttırarak ödemi azaltırlar. Islak yara yüzeyine yerleştirildiği zaman, yara sıvısı köpük içerisine emilmekte ve örtünün diğer tarafına gönderilmektedir.

Nispeten kuru yara yüzeyine yerleştirildiğinde ise, nem buhar kaybını azaltmakta ve yara yüzeyinin kurumasını önlemektedir. Bu örtüler hava geçişine izin verirken, sıvıyı geçirmezler. Yaradan rahatça çıkarılabilir ancak mikrobu önleme gücü sınırlıdır. Ölü dokusu olan yaralarda ve orta derecede sızdıran yaralarda kullanılırlar. Kuru ve kabuklu yaralar için kullanımı uygun değildir. Örtüyü sağlamlaştırmak

için ekstra ürüne gerek duyulur.

Bazı köpüklere mikrop öldürme performansını arttırmak için gümüş emdiririlerek ya da bir tabaka şeklinde içine yerleştirerek enfekte yani mikroplu, iltihaplı yaralarda kullanılmaktadır.

BÜYÜME ENZİMLERİ VE BÜYÜME FAKTÖRLERİ

Yara iyileşmesinin tüm evrelerinde büyüme faktörlerinin yer aldığı bilinmektedir. Özellikle

bozulmuş yara iyileşmesi sürecinde büyüme faktörleri yaranın olağan sürecine geri döndürülebilmesinde kullanılan ilaçlardır.

Yaralanmanın başında kanımızda bulunan hücreler yanı kanımızda pıhtılaşmayı sağlayan KAN PULCUKLARI (trombosit hücreleri) TGF-β (Transforming Growth Factor) enzimi salgılar. Bu madde yarada yeni damarcıklar gelişimine yardımcı olur ve onarım hücrelerini yara içine çeker.  Trombositler ayrıca PDGF (Platelet Derived Growth Factor) salgılarlar.

PDGF; büyüme faktörü dür.  PDGF, yarada bağ dokusu oluşumunu artırır. Becaplermin, PDGF'nin insanlarda yara tedavisinde kullanımı için onay alan ilk büyüme faktörüdür.

Kanda bulunan diğer hücreler TNF-a (Tumor Necrosis Factor) ve FGF (Fibroblast Growth Factor) gibi faktörleri salgılayarak damarlanma artışında önemli rol oynar.

Epidermal growth factor (EGF) ise yaranın dış yüzeyinin deri ile kaplanmasından sorumlu olan büyüme enzimidir.

FGF (Fibroblast Grovth Factor) ve KGF (Keratinocyte Growth Factor) da deri gelişimini uyarır.  

Bunlar yara iyileşmesini uyarmak amacı ile büyüme faktörleri ile birlikte kronik yaraların tedavisinde kullanılmaktadır.

Anjiyopoetinler, ile damarların devamını veya yeniden modellenmesini sağlarlar. Yarada kan akışını

sağlamaya çalışmak önemli bir adımdır. Çünkü yapılan tüm yara tedavilerine rağmen, yarada damar gelişiminin zayıflamış olması yarayı kronik yaraya dönüştürebilecek bir sorundur.

PRP (plateletten zengin plazma, Platelet rich plasma) ise 20 yıldan fazladır yaralarda kullanılan, yaradaki eksik faktörlerin tekrar yaraya verilmesi için kullanılan ucuz ve hızlı tekniklerdendir.

Çünkü PRP, büyüme faktörleri içermektedir. Normal yara iyileşmesi yanıtına

benzer şekilde trombosit uyarımı oluşturmaktadır.

OKSİPLAZMA ve OKSİPRP ise son zamanlarda kullanılan ve yaraya ihtiyacı olan tüm büyüme faktörlerini oksijen eşliğinde veren bir sistemdir. OKSİPLAZMA ve OKSİPRP tescilli ürünlerdir ve isim hakkı Prof. Dr. Ahmet AKGÜL'e aittir. 

BİYOMEKANİK YARA BAKIMI (AKTİF KAPAMA ÜRÜNLERİ)

Son yıllarda yara tedavisi ve bakımında yara aletleri (Biosurgical Mechanical Wound Care) kullanımı ön plana çıkmaktadır. Bu aletlerin dezavantajları pahalı olmaları ve kullanımlarının uzmanlık gerektirmesidir. Ancak tekrar kullanıma uygun olması avantaj olarak görülmektedir. Bu alandaki uygulamaların en önemlileri;

-VAC (Vacum Assisted Closure) Tedavisi,

- Larva Tedavisi (Biyosurgery, Kurtçuklarla debridman, Maggot Debridman Sistemi),

- Elektrik Stimülasyonu,

- Lazer Işınları,

- Ultrason Tedavisi,

- Hiperbarik Oksijen Tedavisi,

- Topikal Oksijen Tedavisi,

- Topikal Ozon Tedavisidir.

VAC (VACUM ASSİSTED CLOSURE) TEDAVİSİ

Yara tedavisinde negatif basınç uygulaması ilk kez 1940'larda tanımlanmıştır.

vasklit_yarsi_tedavi_oncesi_ve_sonrasi.jpg


VAC uygulaması, yarayı doldurmak için poliüretan ve polivinilden oluşan süngerler, yarayı örtmek için yarı geçirgen yara örtüleri, yara ile cihaz bağlantısını sağlayan ve basıncı düzenleyen bir cihaz, bir toplayıcı kap ve negatif basınç sağlayan bir cihazdan oluşmaktadır. Yara üzerine pompa sistemi aralıklı veya sabit olarak -75 ila -125 mmHg aralığında bir negatif basınç uygulayarak yara akıntısını emer ve yara yatağının iyileşmesini sağlar.

VAC uygulamasının, kan akımını ve yara alanında deri gelişimini arttırması, fazla akıntı ve iltihabı kontrol ederek mikropları azaltması sonucu yara iyileşmesini hızlandırır.

VAC uygulamasının en önemli dezavantajı ise hasta hastanede yatmalı veya evde izlem gerektiren bir yöntem olmasıdır.

Ayrıca kanama riski yüksek hastalarda, kan sulandırıcı alan hastalarda kullanımı önerilmemektedir.

LARVA DEBRİDMAN TEDAVİSİ- LDT(MAGGOT DEBRİDMAN TERAPİSİ, KURTÇUK TEDAVİSİ)

Yara tedavisinin yalnız "debridman (yaradaki kötü ve ölü dokuları temizleme işlemi)" aşamasında kullanılabilen bir tedavi şeklidir. Calliphoridae ailesinde yer alan Lucilia cinsi sinek larvaların yalnız ölü dokulara saldırması ve yaradaki nekrotik ve mikroplu dokuları yiyerek yarayı temizlemesi ile gerçekleştirilen bu tedavi Larva Debridman Tedavisi (LDT) veya KURTÇUK TEDAVİSİ olarak adlandırılır. Larvalar ürettikleri enzimler ve mikrop önleyici maddeler ile yara üzerindeki ölü dokuyu eriterek çıkarttıkları gibi, yarayı dezenfekte eder ve dokuyu iyileşmesi oluşturması için uyarırlar.

Son yıllarda LDT basınç yaraları, venöz staz yaraları, temporal mastoiditis, Fournier gangreni, nekrotize tümör kitlelerinin ve diğer yumuşak doku yaralarının tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. Özellikle antibiyotiklere karşı direnç gelişmiş olan enfekte yaraların tedavisinde ve diyabetik yaralarda başarılı olduğu ve ampütasyonları azalttığı belirtilmektedir.

Bu tedavinin dezavantajı, larvaların hareketlerinden kaynaklanan gıdıklanma ve rahatsız edici his yaratabilme durumlarıdır. Bazen de yüzeysel yaraların tedavisi esnasında ağrı olabilmektedir.

Hazır küçük paketler halinde, hastanın görmesine engel olacak ambalajlarda uygulanabilmesi mümkündür.

ELEKTRİK UYARISI İLE YARA TEDAVİSİ

Elektrik uyarısı; hastayı rahatsız etmeyen, acı vermeyen elektromanyetik titreşim teknolojisi ile ağrı ve ödem tedavisinde, kronik yaralar için kullanılabilmektedir. Atel, sargı, pansuman ve giysiler üzerinden ya da direk yara üzerine uygulanabilen kullanım şekilleri vardır. Bu uygulama yaralı dokularda mikro-akım oluşturarak, vücuttaki normal elektrokimyasal aktiviteyi artırmaktadır.

Elektrik uyarımı, kolay kullanımı, hasta tarafından kolay taşınabilir ve uygulanabilir olması, hastaneye yatmaksızın evde tedavinin devamını sağlaması gibi özelliklerinin yanında kronik yaralarda iyileşmeyi hızlandırıcı etkisi vardır. Özellikle iltihaplı yaralarda ve kansızlık yaralarında kan damarı oluşumunu arttırmaktadır. 

LAZER İLE YARA TEDAVİSİ

Düşük seviyede (640 ile 940 nm dalga boyundaki) ve uygun dozlarda, özel geliştirilmiş bir lazer cihazı ile verilen lazer ışınlarının hücresel fonksiyonları uyardığı belirtilmektedir. Ayrıca dokudaki yangı ve inflamasyon ve ağrı kesici etkisi de olur.

ULTRASON İLE YARA TEDAVİSİ

Dokulara ultrason etkisi, ısıya bağlı (termal) ve ısıya bağlı olmayan  olmak üzere iki gruptur. Yara iyileşmesini hızlandırır. Yara bölgesinde kan akımını artırır. Ultrason tedavisi, pansuman

üzerinden direk yaraya ya da yara çevresine uygulanabilir.

HİPERBARİK OKSİJEN İLE YARA TEDAVİSİ

Hiperbarik oksijen tedavisi kapalı bir basınç odasında, 1 atmosferden (1 ATA= Absolute Atmosfer = 760 mmHg ) daha yüksek basınç altında hastaya maske, başlık veya solunum borusuna konulan tüple oksijen solutmak suretiyle uygulanan bir tedavi yöntemidir. Burada amaç; kan ve vücut sıvılarındaki oksijen çözünürlüğünün artırılmasıdır. Bu sayede yara bölgesinin oksijenlenmesi arttırılarak yara iyileşmesi artırılır. Ancak kronik yarada bu yöntemin uygulanabilmesi için yarada uygun bir damar yapısı olması gerekmektedir.

Hiperbarik oksijen tedavisi ezilme (crush) yaralanmaları ve akut travmaya bağlı yaralarda, kompartman sendromunda, diyabetik ayak yaralarında, tekrarlayan osteomiyelit tedavisinde, gazlı gangrende, nekrotizan yumuşak doku enfeksiyonlarında, cilt greftleri ve reimplantasyonlarda, osteonekrozlar ve spor yaralanmalarının tedavisinde kullanılmaktadır.

Bu tedavi özellikle medikal ve cerrahi tedavi yöntemleri ile iyileşemeyen zor yaralarda tercih edilebilen, hastanede yatış süresini kısaltan ve tedavi maliyetini azaltan bir uygulamadır. Pnömotoraks, üst solunum yolu enfeksiyonu, epilepsi, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve toraks cerrahisi öyküsü olan hastalarda KESİNLİKLE KULLANILMAMALIDIR.

YARAYA OKSİJEN TEDAVİSİ

Havadaki %21 oranındaki oksijeni alarak, %100 konsantrasyonda oksijene dönüşümü sağlayan bir  sistemdir. Tercih edilen pansuman materyali ya da kompresyon ile birlikte yedi gün 24 saat

kullanılabilir.

Kronik yaralarda diğer yara bakım tedavilerine ek olarak uygulanabilmektedir.

YARAYA OZON (O3) TEDAVİSİ

Ozon uygulaması %5 (O3) + %95 (O2) karışımının yarada kullanılmasıdır. Ozon yüksek konsantrasyonlarda dezenfektanken, düşük konsantrasyonlarda uygulandığında yarada iyileşme ve YENİDEN DERİ OLUŞUMUNU sağlar. Yaraya torbalar ile uygulanır. Ozon hem bakteri hem virüz hemde mantarı yok eder.

Özellikle kronik yaralarda ve diyabetik ayak yaralarında kullanılabilir.  

BAL UYGULAMASI

Yara tedavisinde bal kullanımı; geçmişten beri bilinen bir uygulama olsa da yeniden gündeme gelmesi son yıllarda Avustralya manuka (Leptospermum scoparium) balıyla olmuştur. İltihaplı yaralardaki antibiyotiğe dirençli bakterilere karşı olan etkinliği balın yara tedavisindeki önemini tekrar gündeme getirmiştir.

Balın yara üzerine olan etkisi; yapısındaki yoğunluk, içerdiği hidrojen peroksit enzimi, asidik oluşu, ve yarada mikrop önleyici olmasındandır.

Balın su düşüktür ve bu durumda mikroplar gelişememektedir. Balın pH'ı 3.2-4.5 arasında olup bu değer yarada bakterilerin gelişemeyeceği kadar asidik bir değerdir. Baldaki en önemli mikrop önleyici etkinin, balda ortaya çıkan hidrojen peroksit enzimine bağlıdır.  

Balda bulunan az miktardaki su, yara için gereken nemi sağlar ve sıvı emebilme

etkisi ile yaradaki akıntıyı alır.  Ayrıca yaranın pansuman malzemesine yapışmasını önleyerek pansuman değişimindeki ağrıyı azaltır. Bal dokular için ek bir beslenme kaynağıdır.

Bal, ödem ve ağrıyı azaltarak kılcal damarlar boyunca dolaşımı hızlandırır, yara bölgesinde oksijenlenme de artar. 

YAPAY DERİ İLE YARA TEDAVİSİ

İnsan derisi ya da eşdeğer deri yapılması iki şekilde gerçekleşmektedir.

Bunlar; cilt tabakalarına benzetilerek oluşturulan keratinositler ve dermal elementler içeren

kollajen matrix fibroblastlarıdır. Yapay deri uygulamalarındaki temel mekanizma, yarada büyüme faktörlerinin uyarılmasını ve salınımını sağlayarak epitelizasyonu sağlamaktır. Ayrıca yaranın üstünde adeta deri benzeri bir koruma sağlayarak travma ve enfeksiyonlara karşı koruma sağlamaktadırlar Yapay deriler, diyabetik ayak yaraları ve venöz bacak ülserlerinde kullanılmaktadır.

Günümüzde mevcut olan formları; normal insan fibroblastları içeren Alloderm ve suni cilt olarak tasarlanan kollajen, kondroitin sülfat ve slikon içeren Integradır.

KÖK HÜCRE TEDAVİSİ

Kök hücreler sonsuz sayıda bölünerek kendisinin aynısını yapabilme ve çok sayıda değişik özelleşmiş hücreye dönüşebilme yeteneğine sahiptir.

Kemik iliği ve yağ dokusundan elde edilen kök hücreler yeni damar oluşumu ile yara iyileşmesine olumlu katkı sağlar. Özellikle venöz bacak ülserleri ve diyabetik ayak yaralarında iyileşmeyi hızlandırır.

Sonuç olarak yara bakımındaki son yıllarda hızlanan çalışmalar tüm yaralar için birçok farklı yara bakım ürünü sunmaktadır. Bu ürünlerin yara bakımında uygulama yaklaşımları da farklılıklar göstermektedir. Yaraya uygun ürün seçimi ve uygun yara bakımı yaklaşımının planlanması önemlidir.  

Yara Hastalıkları ve Tedavileri için ayrıntılı bilgiye ulaşmak için lütfen tıklayınız 

Yara hastalığı ve "tedavisi yok, bu hastalıkla yaşamaya alış"  denilen hastaların tedavi sonrası yorumlarını okumak için lütfen tıklayınız 

Prof. Dr. Ahmet AKGÜL'ün özgeçmişine ulaşmak için lütfen tıklayınız

İletişim ve Randevu için lütfen tıklayınız   

Yasal Uyarı

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz.Bu sitedeki bilgileri kopyalama, nakletme veya diğer kullanımlar kesinlikle yasaktır. Web sitesindeki bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine ve site sahibinin iznine bağlıdır. Tüm kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.