Yaşlanmaya bağlı olarak hafıza, öğrenme, yönlendirme, dil, anlama, yargı gibi günlük yaşamı etkileyebilecek bilişsel yetenekler bozulmakta, demans ve Alzheimer hastalığı gibi kognitif fonksiyonlarla ilişkili hastalıklar artmaktadır.  Dünya nüfusunun gittikçe yaşlanması nedeniyle bu hastalıkların sıklığı yükselmekte ve hasta bakımı ekonomik-sosyal yükü ağırlaştırmaktadır.

Demans (bunama) bilişsel durum ve fonksiyonel yeteneklerin zayıflamasıyla ortaya çıkan ve hastalarda davranışsal ve psikiyatrik bozukluklara yol açan klinik bir durumdur. Demansın tanımlayıcı özellikleri, bilişsel ve işlevsel yetenekteki ilerleyici gerilemeler, hastalık süreci boyunca ortaya çıkan zorlayıcı davranışsal semptomlardır. Bununla birlikte hafıza, düşünme, yönelme, anlama, hesaplama, öğrenme, kapasite ve muhakeme gibi çeşitli kortikal fonksiyon bozuklukları ile karakterizedir. Demansın değiştirilemeyen risk faktörleri yaş, cinsiyet ve etnik kökendir. Hastalığın nedenlerinde bulunan diğer risk faktörleri ise hipertansiyon, diyabetes mellitus,  hiperlipidemi, hipertiroidizm, depresyon ve yüksek yağ alımı, düşük fiziksel aktivite, sigara yer almaktadır. 

fullsizerender_1.jpg


Dünya çapında 2010 yılında 35.6 milyon kişiye demans teşhisi konulmuştur ve bu sayının 2050 yılına kadar 1.25 milyara ulaşması ve dünya nüfusunun % 22'sini oluşturması beklenmektedir. OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development) 2012 raporuna göre ülkemizde altmış yaş ve üzeri nüfusta demans hastalarının yıllık artışı % 3.2'dir ve bu yüzde ile Türkiye Avrupa ülkeleri arasında en son sırada yer almaktadır. İstanbul'da yapılan kesitsel bir araştırmada 70 yaş üstü bireylerde demans hastalarının yıllık artışı %20 olarak bulunmuştur. Ülkemiz de doğumda beklenen yaşam süresinin artması ile birlikte, bu oranın giderek artacağı tahmin edilmektedir. 

Demansın birçok alt grubu bulunmaktadır. Bunlar; Alzheimer hastalığı, damar yaşlanması, damarsal demans, Lewy cisimcikli demans, frontotemporal demans, Huntington's hastalığı,  Parkinson hastalığı, alkolle ilişkili demans (Wernicke-Korsakoff Sendromu), Creutzfeldt-Jakob hastalığına bağlı demans, ve çok değişkenli demanstır. Çeşitli demans türleri içinde en yaygın olanı vakaların %60-70'ini oluşturan oluşturan Alzehimer hastalığıdır.

Alzheimer hastalığı hafıza ve çeşitli bilişsel fonksiyon kayıplarının eşlik ettiği, ilerleyici tipte bir hastalıktır. Hafıza, düşünme ve davranış problemlerine yol açan hastalık yavaş ilerlemekte ve hastalığın seyri zaman içinde kötüleşmektedir. Hasta günlük aktivitelerini yerine getiremez hale gelmekte, hastalığın son dönemi ölümle sonuçlanabilmektedir. Alzheimer hastalığının  tedavisi şikayetleri azaltmaya yöneliktir. İkinci tedavisi ise hastalığın ilerlemesi ile ortaya çıkan hastanın yaşam kalitesini etkileyen depresyon gibi semptomların azaltılması hedeflenmektedir. Amerika'da 65 yaş ve üzeri her 10 kişiden birinde Alzheimer hastalığı görülmektedir. Alzheimer hastalığından sonra ise en çok vasküler demans görülmektedir.

Günümüzde farklı etnik köken, dini inanç ve kültürlere ait beslenme modellerinin popülasyondaki diyabet, aterosklerozis, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar ile ilişkisini araştırmak için çalışmalar yapılmaktadır. Son zamanlarda bu hastalıklara demans ve Alzheimer hastalığı da eklenmiştir. 

Farklı beslenme tarzları farklı besin ögeleri içerikleri nedeniyle kognitif fonksiyonlar, demans ve Alzheimer hastalığı üzerine çeşitli etkilere sahiptir. Alzheimer hastalığının başlamasını önlemek ve insidansını azaltmak için kanıtlanmış bir diyet değişikliği bulunmamasına rağmen; kalp damar fonksiyonları koruyan sağlıklı bir beslenme tarzının Alzheimer hastalığının başlangıcını geciktirebileceği belirtilmektedir. Kalp damar hastalıkları ve Alzheimer hastalığı gibi hastalıkların mortalite ve insidansının azalmasında rol oynayan çeşitli diyet modelleri bulunmaktadır. Bu diyet modellerinden biri de Akdeniz diyetidir.

Bu beslenme şekli genel olarak yüksek meyve, sebze, kurubaklagil, yağlı tohum ve kompleks karbonhidrat tüketimi,  orta balık, kümes hayvanı ve süt ürünleri tüketimi, düşük  yumurta, kırmızı et ve işlenmiş ürün tüketimi ile karakterizedir.

 

Akdeniz Diyeti

Günümüze kadar yapılmış çalışmalarda sağlıklı yaşlanmada, demansdan korunmada, damar kireçlenmesi ve sertleşmesi yani ateroksleroz, yüksek kan basıncı, diyabet, böbrek yetmezliği, kanser gibi çeşitli kronik hastalıklardan korunmada beslenmenin etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla yapılan birçok çalışmada Akdeniz diyetinin en sağlıklı beslenme modellerinden biri olduğuna dikkat çekilmektedir. 

Akdeniz beslenme tarzı ilk olarak 1950'li yıllardan 1960'lara kadar Avrupa'nın güneyindeki ortalama yaşam süresi en uzun ve koroner kalp hastalığı, bazı kanserler ve diğer beslenme ile ilişkili kronik hastalık oranı en düşük olan yedi ülkeyi kapsayan bir araştırmada tanımlanmıştır. Akdeniz diyeti yalnızca bize özel bir diyet değildir, ancak Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerde yaşayan insanların geleneksel beslenme alışkanlıklarını ifade eden bir beslenme biçimidir ve diyet alışkanlıkları Akdeniz ülkeleri arasında oldukça çeşitlilik gösterebilmektedir.

 

Akdeniz tarzı beslenme Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerde tüketim seviyelerine göre dokuz diyet bileşeni ile karakterizedir. Bu diyette yüksek miktarda sebze, kurubaklagil, meyve ve tahıl tüketilmekte, doymamış yağ asitleri (çoğunlukla zeytinyağı şeklinde) yüksek miktarda alınmaktadır. Balık tüketimi ise orta derecede; doymuş yağ asitleri, süt (çoğunlukla peynir veya yoğurt) ve et tüketimi ise düşüktür. 

Akdeniz diyetinde tatlı olarak taze meyve, temel yağ kaynağı olarak zeytinyağı tercih edilmektedir. Akdeniz diyeti omega-3 gibi tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri, flavonoidler, vitaminler, mineraller ve diyet posası, arginin ve antioksidanlar da dahil olmak üzere polifenollerden zengin biyoaktif besin ögeleri ve fitokimyasallar içermektedir.

Akdeniz diyetine uyumun daha yüksek olduğu insanlarda, kalp ve damar hastalığı ve Alzheimer hastalığı riskinin daha düşükdür.

 

Akdeniz diyetine yüksek uyumun tüm ölümlerde %9, kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerde %9, kanser sıklığında veya kansere bağlı ölümlerde %6, parkinson ve alzheimer hastalığı riskinde ise %13 oranında azalma sağlamaktadır.

Bu nedenle Akdeniz diyetinin dünya çapında kronik hastalıklarda ölüm sıklığını azalttığı ve hastalığın daha iyi geçirilmesini sağladığı için sağlıklı bir beslenme modeli olduğu düşünülmektedir. Akdeniz diyetini inceleyen çalışmalarıda, kan basıncı, lipid profilleri, insülin duyarlılığı, CRP düzeyleri, oksidatif stres ve aterosklerozda iyileşme olduğu bildirilmiştir.

  

Akdeniz diyetinin damar yaşlanmasına ve dolayısı ile demansa veya Alzheimer hastalığına karşı koruyucu bir etkisi vardır.  Akdeniz diyeti meyve ve sebzeleri (E vitamini, C vitamini, karotenoidler, inflavonoidler aracılığıyla), zeytinyağını (tekli doymamış yağ asitleri ve tirozol, kafeik asit ve diğer fenolik bileşikler aracılığıyla), balığı (çoklu doymamış yağ asitleri),  yüksek miktarda içerdiğinden antioksidan özelliklere sahip bir beslenme şekli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu beslenme tipinin damar yaşlanmasını azaltıcı etkisi olduğu bilinmektedir.

 

 

 

Yasal Uyarı

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz.Bu sitedeki bilgileri kopyalama, nakletme veya diğer kullanımlar kesinlikle yasaktır. Web sitesindeki bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine ve site sahibinin iznine bağlıdır. Tüm kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.