SON DÖNEMDEKİ (TERMİNAL DÖNEM) HASTAYA YAKLAŞIM NASIL OLMALIDIR?

Hasta bakımı ile ilgili tıp eğitimi ve hekimin profesyonel tutumu öncelikle yaşamı sürdürme ve hastalığı tedavi yönündedir. Bu tutum eskiden mantıklıydı çünkü insanların en önemli ölüm nedenleri enfeksiyon (mikropların yol açtığı ) hastalıklarıydı ve insanlar genç yaşta ölmekteydiler. Antibiyotiklerin kullanımıyla birlikte hastaların tam anlamıyla iyileşmesi mümkün oldu. Bu nedenlerden dolayı, tıp mesleği ne pahasına olursa olsun insan hayatının devam etmesi ve bununla ilgili ileri teknolojik gelişmelerle uğraşılması en öncelikli duruma gelmişti. Fakat artık günümüzde hastalıklar akut (hızlı başlayan ve ilerleyen) hastalıklardan çok tedavisi bulunamayan kronik (sürekli) hastalıklar nedeniyle yaşamlarını yitirmektedirler. Bu sebepten dolayı tıp artık yaşamın uzunluğundan çok yaşamın kalitesini artırmak için çalışmalar yapmalı, başarı olasılığı düşük iyileşme halini sağlamak amacıyla yapılan beslenme ve bakım yöntemlerinden çok acıların azaltılmasına yönelik girişimlerin daha öncelikli olduğunu kabul etmek durumundadırlar. Bu sayede kronik ve/veya son dönem hastalıkları olan hastalar için daha destekleyici tedaviden en fazla yardımı görebileceklerdir.

     Son dönem hastaları bakımımda genel olarak hastaya değil hastalığa odaklanılmaktadır. Hastalık değil hastaya odaklanılması gerektiğini hiçbir zaman unutulmamalıdır. Tedaviler artık fayda sağlamadığında, hastanın ihtiyaçlarını sağlayacak olan fiziksel kadar duygusal ihtiyaçlarına da dikkat- eden bakım verenlere ihtiyaç vardır. Ölmekte olan kişiler genellikle çevresinden uzak izole bir ortamda bireyin kişilik, korku, tecrübelerine çok az öncelik verilen ortama yerleştirildiği görülmektedir. Ölmek eğer gerçekten yaşam döngüsünün normal bir parçası olarak kabul edilirse, ölmekte olan hasta yaşamın rutin seyrine uyum sağlaması için hekimler ve yakın çevresi işbirliği içinde olması gereklidir. Ölüm bir düşman gibi karşılanarak doktorların elindeki tüm imkanlarla savaşması her zaman kaliteli bir bakım anlamına gelmez. Çünkü günümüz teknolojisi insanın yaşam kalitesini dikkate almadan hayatta tutabilir. Hayat uzunluğu ile uğraşma takıntısı hayatın kalitesini olumsuz etkilemektedir. Kimi zaman onurlu ve zarif bir ölüm uzun süren işkenceye tercih edilebilir.

   İnsanların %10'nundan daha azı ani olarak ölür, %90 dan fazlası yaşamı tehdit eden bir hastalığı uzun süre tecrübe eder. Ani ve beklenmeyen bir ölüme göre terminal dönem (hastalık sebebiyle yaşamın son evresi) rahatsızlıklar hekim üzerinde daha fazla baskı oluşturmaktadır. Aslında hekim hastasına  büyük konfor ve yardım sağlayacakken, uygunsuz bir şekilde kendini aciz ve çaresiz hissetmesi sonucu terminal dönem hastalarından uzaklaşmaktadır. Hekimler, hemşireler ve hasta bakıcılar terminal dönem hastalarına daha az ilgi ve destek vermektedirler. Yapılan çalışmalarda hemşire ve bakıcıların  terminal dönem hastalarının  kişisel ve rutin bakımlarına daha az zaman ayırdıkları görülmüştür. Ve hatta terminal dönem hastalarının uyanık olarak 10 saatten fazla yalnız kaldıkları tespit edilmiştir. Terminal dönem hastalarının en büyük korkusu terk edilmek olduğu için yalnız kaldıkları zamanları azaltmamız gerekmektedir. Merhamet yorgunluğu, bu hastalarla ilgilenen insanlarda çok görülen duygusal tükenmişlik ve azalmış empatinin bir formudur. Posttravmatik (travma yaşanan olaydan sonra o olayın günlük yaşam etkisi sürekli o olaydan sakınma hali) stres bozukluğuna benzer sinirlilik, uyku problemleri terminal dönem hastalarıyla ilgilenenlerde görülür. Ölümcül hastalığın son dönemlerinde hekim anlayış ve desteği hasta için çok önemlidir. Hastane vizitlerinde hekimin konuşması terminal dönem hastaları için yetersiz ve umutsuzluk verici olabilir. Doktorların iyi olacaksınız gibi söylemleri terminal dönem hastalarınca; doktorların onlarla konuşmak istemediği anlamına gelebilir. Buda sağlıklı iletişimi olanaksızlaştırır. Sağlık çalışanları genellikle mümkün olan her şeyin hasta için yapılmış olduğuna inanma ihtiyacı vardır. Bu tutum hastanın ihtiyaçlarından ziyade mesleki beklentilere daha fazla odaklanılmasına neden olur. Birkaç haftası kalan bir hasta laminar hava akışlı odalarda izole bir şekilde son günlerini geçirmektedir. Böyle bir tedavi yanlış pozitiftir, hastanın gerçek ihtiyaçlarına uygun olmayan bir tedavi şeklidir. Hekimler kendi mortalite bakış açılarını değiştirmedikleri sürece hastalar bu zor döneminde yeterli desteği bulamayacaklardır. Yapılan çalışmalarda hekimlerin  ölümden hastalardan daha fazla korktuğu kanıtlanmıştır. Ölmekte olan hastalarla yapılan çalışmalarda %60 hayatları kısalması anlamına gelse bile konfor odaklı tedavi yöntemlerini tercih etmişler kalan %40 yaşam uzatıcı tedavi tercih etmişlerdir. Konfor odaklı tedavi isteyenlerinin sadece %41 tedavilerinin istekleriyle uyumlu oldukları saptanmıştır. Başka bir çalışmada ise hekimlerin yarıdan fazlası  hastalarına aşırı agresif tedavi verdiklerini kabul etmişlerdir. Asıl korkutucu olan hastaların son günlerini perişan geçirecek olsalar bile doktor tavsiyesiyle kemoterapi görmeyi kabul ediyorlar. Bu noktada  hastayla; kemoterapi  aldığında ve almadığında yaşam süresi ve kalitesine dair küçük bir konuşma yapmak gerekmektedir.

Ölümcül hastalarla iletişim kurma zor bir durumdur. Konuşmaktan  çok dinleme; hastanın umutlarını, bu durumu nasıl algıladığını dinlemek ve anlamak yani kendilerini ifade etmelerine izin vermek gerekir.

İyi bir yaşam sonu bakımda, birinci adımda ölmekte olan hastanın karşılaştığı çeşitli rahatsız edici semptomların tedavisinde fiziksel rahatsızlık duygusal ıstırap fonksiyonel sınırlamalar ve yaşam kalitesini bozan diğer faktörleri içeren, acı veren her şeye dikkat edilmelidir. Terminal dönem hastalarda ağrının tedavisi, nedeninin belirlenmesini beklemek durumunda değildir. Bazı semptomlar hekimler tarafından öngörüle bilir (lenfatik yayılımla büyüyen kansere bağlı nefes darlığı).

Değişik ortamlarda yapılan çalışmalarda terminal dönem hastalarına yetersiz ağrı tedavisi verildiğini göstermiştir. Gereksiz ağrı epidemisi (hızlı yayılım) ağrı tedavisinde yetersiz klinik eğitime, hastaların ıstırabı yerine altında yatan durumların tanısı ve tedavisine odaklanılmasına ve sağlık profesyonellerine meslekten olmayan kimselerdeki gereksiz opoid (morfin etkisi yapan ağrı kesici) korkusuna bağlanmıştır. Terminal dönem hastalarda dispne (nefes darlığı) ve anksiyete (endişe) hastaları rahatsız edecek seviyede olabilir. Depresyon ve deliryum (dikkat ve hafıza gibi bilişsel olaylarda bozulma) genelde fark edilmez.

Doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanları hastanın titiz cilt ve ağız bakımı güçsüz düşmüş hastanın evini ihtiyaçlarına göre düzenlemek gibi nonfarmakolojik yaklaşımlar uygulana bilir.

Hastane bakımında venöz kan örneği alma (vene ((kılcal damarlar)) girilerek alınan kan örneği) sesli monitörler ve hasta uyumaya çalışırken vital (hayati) bulguların alınması gibi çeşitli uygulamalar durdurulabilir. Klinisyen, bazı durumlarda  konservatif tedaviyi (hastalığı yakından izlemek) seçerek; karmaşık olmayan ve daha az acı veren yöntemler tercih edilmelidir.

Yasal Uyarı

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz.Bu sitedeki bilgileri kopyalama, nakletme veya diğer kullanımlar kesinlikle yasaktır. Web sitesindeki bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine ve site sahibinin iznine bağlıdır. Tüm kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.