Periferik arter (atar damar) hastalığı nedir?
Kalpten pompalanan kanı diğer tüm doku ve organlara (beyin, bacak, kol, karın içindeki tüm organlar) götüren atar damarlara (arter) genel olarak ‘periferik arter' denir.
Periferik arter hastalığı, sıklıkla damar duvarları arasında yağ birikintilerinin fazla olması ile oluşan damar sertleşmesi (ateroskleroz) nedeniyle damarların daralması ve bunun sonucunda damarın beslediği bölgeye yeterince kanın, -dolayısıyla oksijenin- uzun süreli ve ilerleyici olarak gidememesi durumudur.
Her atar damar bu durumdan etkilenebilse de, genellikle bacak atar damarlarında gelişen tıkayıcı hastalığı ifade etmek için bu terim kullanılmaktadır. Artan yaşla birlikte toplumda görülme sıklığı %20-30 düzeylerine kadar yükselebilmektedir.
Periferik arter hastalığının önemi nedir?
Günümüzde artmış ölüm oranları ve kalp-beyin damarlarında da aynı mekanizma ile darlık oluşması nedeniyle ‘kalp-damar hastalıkları' bir bütün olarak ele alınmaktadır. Dolayısıyla, periferik arter hastalığı, ilgili organlarda beslenme bozukluğu yapması dışında, tüm sistemleri etkileyen ciddi bir hastalıktır.
Özellikle 35 yaşın üstündeki kişilerde, en sık nedeni ateroskleroz denilen damar sertliği iken, nadiren damar duvarının iltihabi hastalıkları, romatizmal hastalıklar, doğuştan gelen kan hastalıkları veya pıhtılaşma bozuklukları da bu hastalığa yol açabilir.
Periferik arter hastalığı için kimler risklidir?
1. Erkeklerde sık olmakla beraber, ileri yaş (erkeklerde 45 yaş, kadınlarda 55 yaş ve üstü veya erken menopoz)
2. LDL-kolesterolün (kötü) yüksek ve HDL-kolesterolün (iyi) düşük olması
3. Sigara kullanımı
4. Şeker hastalığı
5. Yüksek kan basıncı varlığı (hipertansiyon)
6. Ailede damar sertliğine bağlı hastalık hikayesinin olması
7. Başka bir bölgede -örneğin kalp damarlarında- hastalık olması
8. Şişmanlık (obezite)
9. Yetersiz fizik aktivite
10. Düzensiz ve yağlı beslenme
Periferik arter hastalığının belirtileri nelerdir?
Periferik damar hastalığı olan hastaların yaklaşık yarısında şikayet yoktur. En sık saptanan şikayet, özellikle bacaklarda artan talebe karşılık yeterli kan alamadığı durumlarda, örneğin yürüme veya bisiklete binme gibi aktiviteler sırasında bacaklarda ağrı (klaudikasyo) ve daha ileri durumlarda ise bacak istirahatte iken bacak ağrısıdır. Bunlara ek olarak yara iyileşmesinde gecikme, bacakta yara (ülser) ve gangren görülebilir. Baldır kaslarının gittikçe zayıflaması ve çapının incelmesi, bacaklarda ve ayaklarda üşüme hissi ve soğukluk olması, ayaklarda renk değişikliği ile beraber ayak kıllarının dökülmesi ve tırnaklarda kalınlaşma ve hatta isteksizlik (impotans) olması diğer belirtilerdir.
Tedavisi nedir?
Artmış tedavi seçenekleri yanında en önemlisi tedavinin geciktirilmemesi ve önlenebilir risk faktörlerinin (beslenme şekli, egzersiz, sigara) düzeltilmesidir.
Hastalığın çok ileri olmadığı durumlarda medikal (ilaç) tedavi ile takip yapılabilir.
Bu hastalarda, hem tanı hem de tedavi için anjiyografi kullanılmaktadır. Lokal olarak uyuşturulan deriden ufak bir kesi sonrasında ilgili atardamara yerleştirilen ‘katater' ile hem damar görüntülenir hem de gerekli ise anjiyoplasti (damarın genişletilmesi) işlemi yapılabilir. Bu durumlarda daralmış veya tıkanmış olan damar, balon (düz veya ilaç kaplı), stent (tel kafes), küçük kesici bıçaklı cihazlar ile genişletilir. Bu işlemler, beyin, kol-bacak- aort damarı, akciğere giden damarlar ve böbrek damarlarına da yapılabilir.
Cerrahi tedavide ise, periferik köprüleme ‘bypass' işlemleri ve endarterektomi yer almaktadır. Damar içinde uzun segmentli lezyonlar, birden fazla darlık içeren damarlarda cerrahi yapılabilir.
