Yaşlanma ve damar yaşlanması
Tüm tıbbi, bilimsel ve teknolojik gelişmelere rağmen, insanoğlunun tekrar kullanma başarısı gösteremediği en önemli olgu "zaman" sürecidir. Zaman sosyal, ekonomik, kültürel ayırım yapmadan her bireyi etkiler. Bu "eşit" görünen etkinin sonuçları her bir bireyde eşit değildir. Bireyde zamanın gösterdiği bu etkiye "yaşlanma" denir. Bu süreç ileriki yaşlara ait bir dönem değil, insanoğlunun doğumundan itibaren başlayan bir süreçtir. Madem yaşlanma, hayatta herkes ve her yaş için kaçınılmaz bir kuraldır, o zaman bu sürecin başarılı yönetilmesi gerekmektedir.
(Yukarıdaki gazete haberi için okuyun veya TIKLAYIN: Kalp ve damar hastası yaşlıların deri sağlığına özel önem göstermesi gerektiğini söyleyen İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akgül “Basit ve kozmetik bir problem gibi görünen deri kuruluğu yaşlı hastalarda damar tıkanmasına kadar giden ciddi sonuçlar doğurabilir.” dedi.
Özellikle bacak damarlarının yaşlanmasına ve bozulmasına sebep olan en önemli etkenin “Kserozis” olarak adlandırılan derideki kuruluk olduğunu anlatan Prof. Dr. Akgül “Bu duruma özellikle damar hastalıkları olan yaşlılarda daha sık rastlanır. Bu kişilerde bütün bedende ama özellikle ayak ve bacaklarda yer yer pullanma ve çatlamalar görülür. Deri kuruluğu şiddetli kaşıntı, döküntüler, enfeksiyonlar ve egzama (mayasıl) gibi deri değişikliklerine sebep olur. Bütünlüğü bozulan deri enfeksiyona açık hâle gelir” dedi.
Deri kuruluğunun en önemli sebebinin yaşlılarda artan su kaybı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Akgül “Ayrıca derinin nemlenmesinde önemli rolü olan aquaporin-3 proteini üretimi yaşla beraber azalır. Bunun yanında yağ ve ter bezlerinin aktivitesinin azalması, cildin Ph dengesinin bozulması ve hormonal sebepler de derinin kuruyarak dökülmesine sebep olur.” dedi.
Deri kurumasının iç varis, varisli damarın tıkanıklığı, varisli damar iltihabı, lenfödem ve lenf damarı iltihabına sebep olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Akgül “Yaşlılıkta içilen su miktarı azalır. Günde mutlaka 8 bardak su içilmeli, deriyi dışarıdan nemlendirmek için düzenli olarak üre içeren ve Ph’ı düşük nemlendiriciler kullanılmalıdır” dedi.)
İşte bu amaçla zamanın etkilerini olumlu yönlendirme tüm bilimlerin ortak konusu olmuştur. Tüm sorun "sağlıklı yaş" mı alacağız yoksa "yaşlanacak" mıyız?
Sağlıklı yaş alma, yaşama, yaşlanma ve yaşlılık Gerontoloji Bilimi'nin çatısı altında incelenmektedir. Kelime tam anlamıyla Geronto=yaş alma; logie=bilim anlamına gelmektedir. Sanıldığının aksine ileri yaştakileri değil, doğumdan itibaren başlayan tüm yaş alma süreci yani yaşamın tümü ile ilgilenir.
Gerontoloji terimi ilk olarak 1903 yılında Tıp dalında Nöbel Ödülü alan Ilja Metschnikow tarafından ortaya atılmış fakat Gerontoloji yalnızca Tıp Biliminin değil tüm bilimlerin ortak konusu olmuştur. 1930'lu yıllardan itibaren de hem ABD hem de Avrupa'da birçok üniversitede anabilim dalı halinde Gerontoloji eğitimi verilmektedir.Türkiye ve dünya nüfusunun giderek yaşlanmakta olduğunu, daha birkaç on yıl önce ortalama yaşam beklentisinin ülkemizde 50'li yaşlarda, günümüzde ise 70'li yaşlarda olduğu ve birkaç on yıl içinde de daha da ileri yaşlara gideceği bilinmektedir. Bu nedenle yaşlı nüfusun ve yaş alan tüm bireylerin sosyal, psikolojik, ekonomik, kültürel ve tıbbi olarak ideal ölçütlerde geliştirilmesi ve bu düzeyin devamının sağlanması ülkemiz ve dünyanın geleceği açısından esastır. Bu geliştirme ve gelişimin devamı ancak iyi eğitim almış Gerontolog'ların çalışmaları sayesinde olacaktır. Gerontolog, yaşlı insanların bakımını yapan, yaşlı kişilerin tedavisini yapan ve bir haztanede veya huzur evinde çalışan bir görevli değildir. Gerontolog, toplum yönetiminin her basamağında bilgisine ve tecrübesine ihtiyaç duyulan, yalnızca danışmanlık değil bizzat politikaların üretilmesi ve uygulanmasını sağlayan yönetici konumunda bir değerdir. Hem özel hem de kamu sektöründe aranılan bir meslek sahibi olacaktır. Geriatri Uzmanı ise, yaşlı kişi hasta olunca, onu tedavi eden ve takip eden uzmandır. Geriatri bir Bilim dalıdır. Bilim dalının üzerinde Anabilim dalı, onunda üzerinde Bölüm vardır. Geriatri, Tıp bilimine ait bir Bilim dalı iken, Gerontoloji birçok bilim dalını içine alan Bölüm dür, yani çok daha geniş bir alandır. Geriatrist ve gerontologun ilgi alanı 60 -65 yaş üstü kişilerdir, geriatrist hasta olan yaşlıya destek olurkan, gerontology hasta veya sağlıklı yaşlı herkes ile ilgilenir.
Yaşlanma süreci herkesin bildiğinin aksine 60 - 65 yaşlarında başlamaz. Bebek doğumunda başlar. Her geçen zamanda süreç devam eder, belirtilerin ortaya çıkması ise herkeste farklıdır. 60 yaşı ise ortalama yaştır, genelde bu yaştan sonar byolojik, psikolojik, sosyolojik farklar ortaya çıkmaya başlar. Ama 80 yaşında genç, 40 yaşında yaşlı olanlarda vardır. Bireyler arasında ki bu firkin nedeni, öncelikle anneden ve babadan gelen genetik miras, daha sonar ise çevresel faktörlerdir. Şimdilik, bugünki tıp ve genetic bilimiyle genetic miras çok da değiştirilemiyor ama ileride o da olacak, yani kişiler programlı bir şekilde yaşlanma ve yaşlılık süreci suni olarak belirlenecek ama şimdilik yalnızca teoride bu iddialar. Esas gündemimizde olan ve bizim de katkımız olan factor, çevresel etkilerdir. Nedir bunlar, herşey. Yani, beslenme, barınma, hava, su, insani ilişkiler, meslek, kentleşme, trafik, hastalıklar, makyaj, radyasyon, cep telefonları, bilgisayar, gürültü, ses, ışık, güneş...aklınıza ne gelirse. Sorun da bu. Bunlarsız yaşanmaz, peki ne olacak? İşte gerontolojinin farkı, yaşlanmayı engelleyemeyiz ama sağlıklı yaşlanma ve yaşlılığın belirtilerini daha ileriki yaşlara itme gerontolojidir.
Yukarıdaki gazete haberinin tamamını okumak için lütfen tıklayınız.
Biyolojik yaş ve kronolojik yaş arasındaki fark
- Biyolojik yaş yani vücudumuzun içinde bulunduğu yaş ile kronoloji yaş yani takvim yaşımız arasında kişiden kişiye değişen yaklaşık 20 yıl fark bulunabilir. Yani bir ömür, yani o kişi fazladan bir ömür daha yaşıyabilir, hem de sağlıklı. Yani burda esas olan biyolojik yaştır. Biyolojik yaşın da esası damar yaşıdır.
Zaman, her bir birey için eşit hızda geçmesine rağmen biyolojik yaş farklı işliyor. Yani herkes aynı hızda yaşlanmaz. İşte bu 20 yıllık farkı oluşturan damar yaşlanması sürecimizdir. Aradaki bu ömürlük farkı, pozitif yöne çekmek için damar yaşlanmasını yavaşlatan önlemlere başvurmak gereklidir.
Biraz once dediğimiz 60 -65 yaş takvim yaşı yani kronolojik yaştır, bize biyolojik yaşlanma süreci gereklidir. Biyolojik yaşlanmanın insan vücudunda bazı belirtileri vardır:
- Damar sertleşmesi veya kireçli hal alması, plak oluşması, kalsiyum depolanması, yağların birikmesi
- Tansiyon artışı
- Bel ölçüsünün artışı
- Göbeklenme
- Yakını görmede azalma
- Kilo alma
- İnsülin direncinde artma
- Kasların zayıflaması
- Deri elastikiyetinin azalması
- Eklem hareketlerinin azalması
- Soğuk ve sıcağa karşı hassasiyetin artması
- Kan şekeri ve yağlarında artış
- İşitme kaybı
- Hafıza ve bellek zayıflaması
- Cinsel istek azalması
- Çabuk yorulma
- Uyku sorunları
Biyolojik yaşı belirleyen laboratuar testleri de var, örnek genetik yöntemlerle yapılan, hücrelerdeki telomer testleri. Aslında kendi kendimize soracağımız sorularla yapacağımız bir test var, Dr. Michael Roizen'den uyarladığımız bu test ile biyolojik yaşımız ile takvim yaşımız arasındaki bağlantıyı ölçebiliriz:
Sorulara vereceğiniz cevapları puanlar üzerinden hesaplayın:
Asla:0, Ender:1, Seyrek:2, Sık:3, Alışkanlık:4
1- Günde 5-8 bardak su, meyve suyu veya bitki çayı içiyor musunuz?
2- Gece 22.30'dan önce uykuya geçip verimli uyuyabiliyor musunuz?
3- Günlük egzersiz yapıyor musunuz? (Dans, koşma, yürüme)
4- Sınırsız yemek yeme alışkanlığınızı önleyebiliyor musunuz?
5- Duygularınızı özgürce dışa vurabiliyor musunuz?
6- Stresle mücadeleniz yeterince hızlı mı?
7- Kendinizi değerli bulup, kendinize iyi bakıyor musunuz?
8- Diyetiniz dengeli mi? (Balık, meyve, sebze, tahıl)
9- Hayvansal yağlar yerine zeytinyağını tercih ediyor musunuz?
10- Vejetaryen diyet yapıyor veya haftada en az bir kez balık yiyor musunuz? (kırmızı et yerine)
11- Antioksidan katkılar kullanıyor musunuz?
12- Solunum egzersiz teknikleri kullanıyor musunuz?
13- Kendinizi beğendiğimizi ifade etmekten korkmuyorsunuz değil mi?
14- Kendinize gülebiliyor musunuz?
15- Pozitif düşüncede misiniz?
16- Düzenli diyetle temizleme programı (detoks kürleri) uyguluyor musunuz?
17- Sağlıklı sosyal ilişkileriniz var mı?
18- İşinizden keyif alıp, yaratıcı faaliyetler gösteriyor musunuz?
19- 80 yaşın üzerinde sağlıklı yaşayan aile bireyleri var mı?
20- Huzurlu musunuz?
0-10 Kronolojik yaşınıza 10 yıl ekleyiniz.
11-20 Kronolojik yaşınıza 5 yıl ekleyiniz.
21-40 Kronolojik yaşınız biyolojik yaşınıza eşit.
41-60 Kronolojik yaşınızdan 5 yıl çıkarınız.
61-80 Kronolojik yaşınızdan 10 yıl çıkarınız.
Dr Roizen in bu testine ben de "yeni şeyler öğrenmek size heyecanlandırır mı?" sorusunu da ekliyorum.
Damar yaşlanmasının nedenleri nelerdir?
Yaşlılık = damar yaşlanması dır. Vücutta tüm dokular damar ile gelen kan ile beslenir ve yaşar. İlginç olarak damar bile damar ile beslenir. Damar duvarındaki kılcal damarlar damarın yaşamasını sağlar. Damarlar içindeki kandan değil, damar duvarındaki damarcıkların getirdiği kandan beslenir. O nedenle yaşlanma once damardan başlar sonar, yüzdeki cilde, kafadaki saçlara, kalpteki sorunlara, böbrek bozuluğuna, kasların hareketine....Yani vücudun her yerine etkilidir. Peki, damarı neler yaşlandırır?
- Şeker. Kan şekeri yüksekliği damar hücrelerinin şekerlenmesine (glikasyon/glikozilasyon) ve doğal yapısının bozulup erken tahrip olmasına yol açar
- Dokuda biriken serbest oksijen radikalleri. Damarların hücre duvarında, hücre ve dokuların erken yaşlanmasına, sebep olur.
- Stres
- Aşırı kalori, yağ ve protein tüketimi
- Kanda çok fazla insülin bulunması ve insulin direnci
- Beslenme bozukluğu
- Egzersiz ve hareketsiz yaşam tarsi
- Kolesterol ve kan yağları yüksekliği
- Uyku sorunları
- Madde bağımlılıkları
Kalp ve damar yaşı nasıl ölçülür?
Öncelikle yapacağımız test kişiye hiçbir rahatsızlık vermemeli vey an etkisi olmamalıdır. Bu amaçla "damar haritalama" testini kullanıyoruz. Kişinin atardamarlarını özel geliştirilen Doppler cihazıyla inceliyoruz. Bu amaçla kullanılan en sık damarlardan biri şah damarı. Şah damarı incelenmesine CIMT denir yani karotis damarı intima ve media kalınlıklarıdır. Burada sorun varsa kişinin tüm vücudundaki damarlarda sorun başlıyor demektir. Tüm yaştaki insanlara yapılmasını öneririm, özellikle 40 yaş sonrası erkek ve menopoz sonrası bayanlara. Özellikle de ailede kalp damar hastalığı olan kişilere
Kalp ve damar gençleştirme nasıl yapılır?
Öncelikle şunu belirtiyim. Damar ve kalp cerrahı olmak ayrıdır, damar yaşlanması bilimi yapmak ve damar anti-aging programları hazırlamak farklıdır. Her ikisini de bilmek gerekir özellikle 60 yaş üstü hastaların damarları ve kalpleri ni tedavi edenler için. Şimdilik Türkiye'de bu iki konunun da uzmanı olan tek Profesör benim, ve diyoruz ki 60 yaş üzerinde kalp damar ameliyatı olan hastaların tedavileri ve takipleri ve ilaçları farklıdır. 40 yaşıda kalp veya damar ameliyatı yaptığınız kişiye vereceğiniz tedavi programı, 70 yaşındakiyle aynı değil, ama maalesef hep aynı ve rutin tedavi ediliyorlar. Bu nedenle biz damar anti-aging protokolü başlattık. Türkiye de tek bizde olan bir uygulama. Pediayatrik kalp damar ameliyatları nasıl farklıysa, 60 yaş üstü yani gerontolojik kalp damar ameliyatlarıda farklıdır. Gerontoloji biliminin ilgi alanı genellikle 60-65 yaş ve üstüdür. Kalp ve damar hastalıkları da genellikle bu yaşlarda başlar. Yaşlanma esasen bir damar sorunudur. Önce damarlar yaşlanır ve beslediği organ veya deride bozulmalara, yaşlanma belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur. Yaşlanmış bir damar tedavi edilecek düzeye gelmişse, diğer damarlar da koruma altına alınmalıdır. Damar sistemi bir ağacın dalları gibidir. Hepsi tek bir gövdeden çıkar ve birbirleriyle ilişkilidir. Bir dalda sorun varsa hepsinde risk artmıştır.
Bir kalp veya damar ameliyatı yapmakla hastalığın nedeni ortadan kalkmaz. Damar yaşlanmasını da ameliyattan sonra mümkün olduğu kadar uzatmak gerekir. 65 yaşında bir kalp veya damar hastasının yalnızca kalbinin damarı 65 yaşında değil, böbrek damarı da, beyin damarı da, deri damarı da 65 yaşındadır. Bu nedenle yalnızca kalp damarlarına değil tüm damarlar için yaşlanma süreci dikkate alınıp anti-aging programlarına başlanmalı yoksa ameliyat yapılan damarlar gibi tüm diğer organ damarları da ilerleyen dönemde risk altındadır. Bu nedenle biz, hastanın tüm damarlarını haritalayıp inceliyoruz, ameliyatını yaparken tüm organların damarlarını koruyoruz ve ameliyat sonrası hastalarda ileriki dönemde ‘damar yaşlanmasını' mümkün olduğu kadar ertelemek için damar anti-aging programlarına başlıyoruz. Hastanın taburcu olurken verdiğimiz ilaçlar bile o kişiye özel, yani her kalp damar ameliyatı sonrası aynı ilaçları vermek uygun değil.
DİYETLERİN DAMAR YAŞLANMALARINA ETKİLERİ
Yaşlanmaya bağlı olarak hafıza, öğrenme, yönlendirme, dil, anlama, yargı gibi günlük yaşamı etkileyebilecek bilişsel yetenekler bozulmakta, demans ve Alzheimer hastalığı gibi kognitif fonksiyonlarla ilişkili hastalıklar artmaktadır. Dünya nüfusunun gittikçe yaşlanması nedeniyle bu hastalıkların sıklığı yükselmekte ve hasta bakımı ekonomik-sosyal yükü ağırlaştırmaktadır.
Demans (bunama) bilişsel durum ve fonksiyonel yeteneklerin zayıflamasıyla ortaya çıkan ve hastalarda davranışsal ve psikiyatrik bozukluklara yol açan klinik bir durumdur. Demansın tanımlayıcı özellikleri, bilişsel ve işlevsel yetenekteki ilerleyici gerilemeler, hastalık süreci boyunca ortaya çıkan zorlayıcı davranışsal semptomlardır. Bununla birlikte hafıza, düşünme, yönelme, anlama, hesaplama, öğrenme, kapasite ve muhakeme gibi çeşitli kortikal fonksiyon bozuklukları ile karakterizedir. Demansın değiştirilemeyen risk faktörleri yaş, cinsiyet ve etnik kökendir. Hastalığın nedenlerinde bulunan diğer risk faktörleri ise hipertansiyon, diyabetes mellitus, hiperlipidemi, hipertiroidizm, depresyon ve yüksek yağ alımı, düşük fiziksel aktivite, sigara yer almaktadır.
Dünya çapında 2010 yılında 35.6 milyon kişiye demans teşhisi konulmuştur ve bu sayının 2050 yılına kadar 1.25 milyara ulaşması ve dünya nüfusunun % 22'sini oluşturması beklenmektedir. OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development) 2012 raporuna göre ülkemizde altmış yaş ve üzeri nüfusta demans hastalarının yıllık artışı % 3.2'dir ve bu yüzde ile Türkiye Avrupa ülkeleri arasında en son sırada yer almaktadır. İstanbul'da yapılan kesitsel bir araştırmada 70 yaş üstü bireylerde demans hastalarının yıllık artışı %20 olarak bulunmuştur. Ülkemiz de doğumda beklenen yaşam süresinin artması ile birlikte, bu oranın giderek artacağı tahmin edilmektedir.
Demansın birçok alt grubu bulunmaktadır. Bunlar; Alzheimer hastalığı, damar yaşlanması, damarsal demans, Lewy cisimcikli demans, frontotemporal demans, Huntington's hastalığı, Parkinson hastalığı, alkolle ilişkili demans (Wernicke-Korsakoff Sendromu), Creutzfeldt-Jakob hastalığına bağlı demans, ve çok değişkenli demanstır. Çeşitli demans türleri içinde en yaygın olanı vakaların %60-70'ini oluşturan oluşturan Alzehimer hastalığıdır.
Alzheimer hastalığı hafıza ve çeşitli bilişsel fonksiyon kayıplarının eşlik ettiği, ilerleyici tipte bir hastalıktır. Hafıza, düşünme ve davranış problemlerine yol açan hastalık yavaş ilerlemekte ve hastalığın seyri zaman içinde kötüleşmektedir. Hasta günlük aktivitelerini yerine getiremez hale gelmekte, hastalığın son dönemi ölümle sonuçlanabilmektedir. Alzheimer hastalığının tedavisi şikayetleri azaltmaya yöneliktir. İkinci tedavisi ise hastalığın ilerlemesi ile ortaya çıkan hastanın yaşam kalitesini etkileyen depresyon gibi semptomların azaltılması hedeflenmektedir. Amerika'da 65 yaş ve üzeri her 10 kişiden birinde Alzheimer hastalığı görülmektedir. Alzheimer hastalığından sonra ise en çok vasküler demans görülmektedir.
Günümüzde farklı etnik köken, dini inanç ve kültürlere ait beslenme modellerinin popülasyondaki diyabet, aterosklerozis, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar ile ilişkisini araştırmak için çalışmalar yapılmaktadır. Son zamanlarda bu hastalıklara demans ve Alzheimer hastalığı da eklenmiştir.
Farklı beslenme tarzları farklı besin ögeleri içerikleri nedeniyle kognitif fonksiyonlar, demans ve Alzheimer hastalığı üzerine çeşitli etkilere sahiptir. Alzheimer hastalığının başlamasını önlemek ve insidansını azaltmak için kanıtlanmış bir diyet değişikliği bulunmamasına rağmen; kalp damar fonksiyonları koruyan sağlıklı bir beslenme tarzının Alzheimer hastalığının başlangıcını geciktirebileceği belirtilmektedir. Kalp damar hastalıkları ve Alzheimer hastalığı gibi hastalıkların mortalite ve insidansının azalmasında rol oynayan çeşitli diyet modelleri bulunmaktadır. Bu diyet modellerinden biri de Akdeniz diyetidir.
Bu beslenme şekli genel olarak yüksek meyve, sebze, kurubaklagil, yağlı tohum ve kompleks karbonhidrat tüketimi, orta balık, kümes hayvanı ve süt ürünleri tüketimi, düşük yumurta, kırmızı et ve işlenmiş ürün tüketimi ile karakterizedir.
Akdeniz Diyeti
Günümüze kadar yapılmış çalışmalarda sağlıklı yaşlanmada, demansdan korunmada, damar kireçlenmesi ve sertleşmesi yani ateroksleroz, yüksek kan basıncı, diyabet, böbrek yetmezliği, kanser gibi çeşitli kronik hastalıklardan korunmada beslenmenin etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla yapılan birçok çalışmada Akdeniz diyetinin en sağlıklı beslenme modellerinden biri olduğuna dikkat çekilmektedir.
Akdeniz beslenme tarzı ilk olarak 1950'li yıllardan 1960'lara kadar Avrupa'nın güneyindeki ortalama yaşam süresi en uzun ve koroner kalp hastalığı, bazı kanserler ve diğer beslenme ile ilişkili kronik hastalık oranı en düşük olan yedi ülkeyi kapsayan bir araştırmada tanımlanmıştır. Akdeniz diyeti yalnızca bize özel bir diyet değildir, ancak Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerde yaşayan insanların geleneksel beslenme alışkanlıklarını ifade eden bir beslenme biçimidir ve diyet alışkanlıkları Akdeniz ülkeleri arasında oldukça çeşitlilik gösterebilmektedir.
Akdeniz tarzı beslenme Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerde tüketim seviyelerine göre dokuz diyet bileşeni ile karakterizedir. Bu diyette yüksek miktarda sebze, kurubaklagil, meyve ve tahıl tüketilmekte, doymamış yağ asitleri (çoğunlukla zeytinyağı şeklinde) yüksek miktarda alınmaktadır. Balık tüketimi ise orta derecede; doymuş yağ asitleri, süt (çoğunlukla peynir veya yoğurt) ve et tüketimi ise düşüktür.
Akdeniz diyetinde tatlı olarak taze meyve, temel yağ kaynağı olarak zeytinyağı tercih edilmektedir. Akdeniz diyeti omega-3 gibi tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri, flavonoidler, vitaminler, mineraller ve diyet posası, arginin ve antioksidanlar da dahil olmak üzere polifenollerden zengin biyoaktif besin ögeleri ve fitokimyasallar içermektedir.
Akdeniz diyetine uyumun daha yüksek olduğu insanlarda, kalp ve damar hastalığı ve Alzheimer hastalığı riskinin daha düşükdür.
Akdeniz diyetine yüksek uyumun tüm ölümlerde %9, kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerde %9, kanser sıklığında veya kansere bağlı ölümlerde %6, parkinson ve alzheimer hastalığı riskinde ise %13 oranında azalma sağlamaktadır.
Bu nedenle Akdeniz diyetinin dünya çapında kronik hastalıklarda ölüm sıklığını azalttığı ve hastalığın daha iyi geçirilmesini sağladığı için sağlıklı bir beslenme modeli olduğu düşünülmektedir. Akdeniz diyetini inceleyen çalışmalarıda, kan basıncı, lipid profilleri, insülin duyarlılığı, CRP düzeyleri, oksidatif stres ve aterosklerozda iyileşme olduğu bildirilmiştir.
Akdeniz diyetinin damar yaşlanmasına ve dolayısı ile demansa veya Alzheimer hastalığına karşı koruyucu bir etkisi vardır. Akdeniz diyeti meyve ve sebzeleri (E vitamini, C vitamini, karotenoidler, inflavonoidler aracılığıyla), zeytinyağını (tekli doymamış yağ asitleri ve tirozol, kafeik asit ve diğer fenolik bileşikler aracılığıyla), balığı (çoklu doymamış yağ asitleri), yüksek miktarda içerdiğinden antioksidan özelliklere sahip bir beslenme şekli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu beslenme tipinin damar yaşlanmasını azaltıcı etkisi olduğu bilinmektedir.



