EN ÖNEMLİ ŞİKAYET: AĞRI
Ağrı vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan organlarla ilgili bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan özel bir duyudur.
Bu tanımda ağrının iki temel özelliğinin altı çizilebilir;
1- Ağrı bir vücut bölgesinden kaynaklanır ve hastalıkların fark edilmesini sağlar.
2- Nedeni ne olursa olsun ağrı geçmiş yaşam deneyimleri ile doğrudan ilişkilidir. Yani var olan bir ağrıyı algılarken kişinin yaşadığı çevre, aldığı eğitim, cinsiyeti etki edebilir ve ağrıları bu durumlarda farklılık gösterebilir.
Bu alanda öncü çalışmalar yapmış olan Engel ağrının bireyler için taşıdığı anlamları şöyle sınıflandırır:
1- Ağrı fiziksel zarar görme ya da tehlikelere karşı bir uyarıcıdır.
2- Nesne ilişkilerinde yardımcı rol oynar. Ağrı duyarak ağlayan çocuk annesi tarafından ilgi görür ve erişkin yaşlara kadar belirli bir beklentinin yerleşmesine neden olabilir.
3- Ağrı ve ceza pek çok dilde aynı kökten gelir.
4- Ağrı çeken kişi bunu davranışlarıyla belli eder. Buda güçle ilişkili olup kişinin gücünü gösterir.
5- Sevilen şeylerin gerçek veya hayali kaybı da acı çekmeyi eşittir, bunu düşünmek bile acı verebilir.
Yapılan araştırmalarda ağrı nedenleri psikolojik ,organlara bağlı nedenler veya sinirsel psikolojik sorunlara bağlansa da , ağrının kişiden kişiye değişmesi ve çok yönlü olması bazen net bir belirti koymayı zorlaştırır. Ağrının fiziksel ,psikolojik ve davranışsal etkileri göz önüne alınarak bakıldığında bu durum tedavi edilmesi gereken ve pek çok tıp disiplinini ilgilendiren ortak bir konudur.
Ağrının psikiyatrik boyutu incelenirken iki yönlü bir özellik göz önünde bulundurulmalıdır;
1- Ağrıya neden olan fiziksel hastalıklar psikolojik problemlere yol açabilir.
2- Pek çok ruhsak sıkıntı ve psikiyatrik hastalık tek başına ağrı yakınmasıyla ortaya çıkabilir.
Migren, fibromyalji gibi hastalıklar hala organlara bağlı nedenleri tam çözülmemiş psikolojik kökenli hastalıklar grubuna girer.
ORGANLARA BAĞLI AĞRILARIN RUHSAL KÖKENLİ ETKİLERİ
Migren gibi ara sıra gelen ve çabuk ilerleyen baş ağrısı ne zaman ve ne şiddet de geleceği hastada endişe uyandırabilir. Çocukluk ve ergenlik çağı migrenlerinde uzun süreli depresyonun ve endişenin ortaya çıktığı ve bununda migren ataklarını tetiklediği görülmüştür.
Sürekli ağrıya neden olan durumlarda kişilerde, ruhsal bozukluk, temel hareketlerinde gerileme, hastalık uğraşanlarında artma, uyku bozuklukları, özgüven eksikliği, sorumluluk almaktan kaçınma , yaşam kalitesinde belirli düşüşlere yol açar.
Sürekli bel ağrısı ya da fibromyalji hastalarında uyku bozuklukları, duygularını açıklamada yetersizlik, depresyon yüksek oranda görülür. Sürekli ağrıların madde kullanımına da yol açtığına dair çalışmalar vardır. Sürekli hastalıklara eşlik eden bir hastalık grubu da kanserlerdir. Kanser ağrılarının organlara bağlı nedenlerinin yanı sıra şiddetli algılanmasının nedeni ölümle eş değer taşıması düşüncesi , geleceğe dair umutsuzluk duygusudur.
RUHSAL HASTALIK BELİRTİSİ OLARAK AĞRI
Ağrı ile ilgili ruhsal hastalıklar arasında en çok somatoform (ruhsal) bozukluklar yer almaktadır. Ruhsal bozuklukların ortak özelliklerine bakıldığında bunlar tıbbi durumu gösteren fakat bir tıbbi durumla açıklanamayan belirtilerdir. Ruhsal bozukluklarda organlara bağlı bir şeyin belirtisi gibi görülen bu ağrılar hastanın kontrolü altında değildir.
Ruhsal bozukluklar şu şekilde sıralanır:
1- Somatizasyon (psikososyal veya duygusal bedensel belirtiler) Bozukluğu: 30 yaşından önce başlayan, yıllarca süren ağrı yakınmalarının mide-barsak, cinsel belirtilerde birleştiği çok boyutlu bir tablo.
2- Farklılaşmamış Somatoform (Ruhsal) Bozukluğu: Somatizasyon Bozukluğu tanısı için geç kalınan ve en az 6 ay süren, açıklanamayan fiziksel belirtileri kapsar.
3- Konversiyon Bozukluğu: Ruhsal sıkıntının (üzüntü, korku), bedensel soruna (bayılma, felç) dönüşmesidir. Açıklanamayan bulguları kapsar.
4- Ağrı Bozukluğu: önde gelen belirtisi ağrı olmakla birlikte hastalığın her evresinde psikolojik faktörler rol oynar.
5- Hipokondriazis: Hastalık hastası. Kişinin vücut belirtilerini yanlış yorumlayıp ciddi bir hastalığının olduğunu düşünmesidir.
6- Vücut Dismorfik Bozukluğu: fiziksel görünümünde hayali bir kusurun olduğu düşüncesiyle hastada abartılı bir ağrının oluşması.
7- Başka Türlü Adlandırılamayan Somatoform Bozukluklar: Yukarıdaki özelliklerden hiçbirini taşımayan yine de ruhsal bozukluğu olan kişilere konulan tanıdır.
Depresyon ve endişe gibi bozukluklar da tedavi için başvuran hastaların çoğunda sürekli yorgunluk, karın alt bölgesinde ağrı, göğüs ve sırt ağrıları görülür.
AĞRI DAVRANIŞI VE PSİKİYATRİK MÜDAHALE
Ağrıya yatkın olan çocuklarla ilgili çalışmalarda psikososyal risk olarak anne babanın baskıcı, cezalandırıcı, kötü davranan ya da aşırı koruyucu olmaları ile çocukların kendine zarar veren, saldırgan, suçluluk duygularıyla dolu olmalarıdır.
Pek çok hekim davranışların psikolojik etkileri üzerinde çalışma yapmaktadır. Sürekli ağrı durumlarında ağrı kesici ilaçlar, anti depresyon ilaç kullanımı fayda sağlayabilir. Kanser ağrısıyla ilişkili psikolojik durumlarda farklı bilişsel tedaviler uygulanabilir. Psikiyatrik hastalıkların nedenleriyle ortaya çıkan ağrılarda hastaların öncelikle ağrılarını kesmeye yönelik tedavi talep ettikleri bilinmektedir. Tedavi aşamalarında gereksiz tetkik ve ilaç kullanımı önerilmemekle beraber ruhsal ağrının altında yatan sıkıntının belirlenip hastayla erken yüzleştirilmesi bir takım sorunlara yol açacağından dolayı bir süre ilaç tedavisi uygulanıp belirtilerin azaltılması uygundur. Ağrının psikiyatrik boyutunun belirlenmesi çok boyutlu düşünmeyi ve uzun izlemi gerektirmektedir.
Ağrı nedir? Nerede ve kimde en sık rastlanır? Neden önemlidir? Niçin sorun olmaktadır? Nasıl başa çıkılmalı? sorularına cevap verilmeli : Ağrı ile ilgili kadınlarda, çocuklarda ve yaşlılarda yapılan çalışmalar, bu grupların kalan nüfusa göre farklı ele alınması gerektiğini göstermektedir. Baş ağrıları ve kas iskelet sistemi ağrıları en sık rastlanan ve en çok iş gücü kaybı ve maddi kayba yol açan ağrı grubudur.
Ağrı, gerçekleşmiş veya gerçekleşme potansiyeline sahip bir doku hasarına eşlik eden veya en azından bu hasar ile açıklanabilecek rahatsızlık verici his ve duygu durumudur. Ağrı hissi vücudun kendisini doku harabiyeti oluşturabilecek faktörlerden korunması için elzemdir. Ağrının OLUSMASINDA süreç nosiseptör adı verilen özelleşmiş SINIR DOKUSUNUN ağrı oluşturabilecek uyaran tarafından UYARILMASI ile başlar. Bu SINIRLERIN iletileri OMURILIK arka kisminda bulunan laminalara taşırlar ve oradan da 5 ayrı çıkan yol ile talamus ve beyin e erişirler. Ağrı algısına yanıt duygusal ve bilişsel olarak verilmekle beraber, çeşitli sempatik aktiviteler ile bir savunma süreci oluşturulur. Nöropatik yani sinirsel ağrılar ornegin diyabet hasari gibi, periferik veya merkezi sinir sisteminin hasarı veya işlev bozukluğunda ortaya çıkar. Ağrı sıklıkla yanıcı, keskin karakterlidir ve bazen elektrik çarpması şeklinde tarif edilir. Dokunma, rüzgar, sıcak veya soğuk gibi ağrılı olmayan uyarılarla bile ağrı oluşması nöropatik ağrının tipik özelliklerindendir. Ağrı aylarca hatta yıllarca sürebilir. Artritler hariç nosiseptif ağrı zamana bağlıdır yani doku hasarı iyileştikçe ağrı da azalır. Nosiseptif ağrıların bir diğer önemli özelliği de agri kesicilere iyi cevap vermesidir. Nosiseptif ve nöropatik özellikleri bir arada bulunduğu ağrılar Karışık Tip Ağrılardır.
Hastayı hekime getiren nedenlerin başında gelen ve insan hayatında olumsuz etkileri olabilen ağrının değerlendirilmesi ve ölçülmesi; ağrının takibi ile tedavi yöntemlerinin değerlendirilmesinde çok önemlidir. Ağrının önemli bir özelliği duysal, yani sinir lifleri ile taşınan objektif bir olgu olması, diğer bir özelliği ise duygusal, bireysel ve çevresel birçok öğeden etkilenen subjektif bir duygu olmasıdır. Temelde subjektif kriterler taşıyan bu durumu objektif olarak değerlendirmek çok güçtür. Değerlendirirken ağrının şiddeti, tipi, özelliği, yeri, zamanla ilişkisi; ağrıyı azaltan ve arttıran faktörler gibi özelliklerin de bilinmesi gerekmektedir.
