NİYE HER YERİMİZ AĞIRIYOR?
Aşağıdaki yazı çok az “tıbbi” yani anlamak için biraz daha dikkat gerektiriyor. Niye tıbbi, çünkü ağrı mekanizması başka türlü ifade edilemiyor. O nedenle şimdiden biraz sabır ile okumanızı diliyorum:
Ağrı, fiili ya da potansiyel bir doku hasarıyla ilişkili olarak tarif edilen, hoş olmayan, duyusal ve duygusal bir deneyim olarak tanımlanmaktadır. Dünyada ve ülkemizde ağrı, yetişkin toplumun yarısından fazlasında görülmekte, klinik ve toplum sağlığı açısından ciddi bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Ağrı, organizmayı dokularda hasar oluşturan veya oluşturma potansiyeli olan zararlı etkenlere karşı koruyucu bir yanıt olmakla birlikte doku hasarından bağımsız; zihinsel, davranışsal ve ruhsal hastalıkları içeren standart ilaç tedavilere dirençli bir sorun da olabilir.
Sinirsel ve metabolik birçok faktör ağrı oluşum ve iletim mekanizmasında koordine olmaktadır. Ağrı oluşumu, uyaranın oluşturduğu doku hasarı ve dokuda tepki olarak ortaya çıkan inflamasyonla başlar. Hasarlı bölgede, araşidonik asitten sentezlenen lökotrienler, prostaglandinler ve mast hücrelerinden salınan interlökinler, TNF (tümör nekrozitan faktör)-alfa, histamin, bradikinin ve sinir terminallerinden salınan P maddesi, gibi inflamatuar mediatörler artar. Ağrı, ağrıyı algılayan serbest sinir uçları ile algılanarak A-delta (miyelinli) ve C (miyelinsiz) sinir lifleri ile medulla spinalise, afferent sinirlerle de dorsal boynuz üzerinden beyne aktarılır.
İnflamasyonun ani oluşan bir doku hasarından bağımsız olarak dengesiz beslenme, obezite gibi metabolik faktörlerle oluşması, sürekli ağrı oluşturan enzimlerin salınımına ve artışına yol açarak sinirlerde aşırı ve kolayca uyarılabilirlik, allodiniye (ağrısız uyaranın ağrılı algılanması), hiperaljeziye (ağrı duyarlılığının artması) ve ağrı eşiğinin düşmesine neden olur.
Ağrı ile beslenme arasında çok yönlü bir ilişki vardır. Besinlerin antioksidan içeriği, içerdikleri damar büzücü veya damar gevşetici maddeler, beslenmenin inflamatuar, etkileri, bazı besinlerin ağrı oluşumundaki rolleri, bilim insanlarını beslenmeyle ağrı ilişkisini araştırmaya yönlendirmiştir.
Vücut Ağırlığının Kontrolü ve Ağrı İlişkisi
Ağrı, obezite ve obezitenin tetiklediği yaygın inflamatuar belirteçlerle ilişkilidir. Obez hastalarda ağrı duyarlılığını araştıran bir çalışmaya göre, obez bireylerde daha düşük ağrı eşiği ve daha yüksek ağrı skorları kaydedilmiştir.
Obezite, osteoartrit gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları için bir risktir. Obezitenin, kas-iskelet sistemi ağrısındaki altta yatan mekanizmasının kas-iskelet sistemi üzerindeki aşırı vücut ağırlığının mekanik yükü ve bunun sonucunda ortaya çıkan yıkımı ve vücutta yaptığı inflamasyon (yangı) ile ağrı oluşmasını tetiklemektedir.
Yaşlılarda diz ağrısının obezite ile arttığı; yaşlı erişkinlerde sağlığın ve ortalama yaşam süresinin önemli bir göstergesi olan yürüme hızı ve hareket özgürlüğünün azaldığı bilinmektedir.
Ağrı ile obezite bireyin fonksiyonel durumunu, yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir; bununla birlikte ağırlık kontrolü tedavisiyle kronik ağrıda da iyileşme sağlanmaktadır. Kronik ağrı yaşayan yetişkinlerde yeme davranışını değerlendiren bir çalışmada ağrılı dönemlerde obez bireylerin acı çekerken daha iyi hissetmek için, normal bireylere göre üç kat daha fazla besin tükettikleri ve sağlıklı beslenme önerileriyle uyuşmayan yiyeceklere yöneldiklerini ortaya koymuştur. Aynı çalışmada kronik ağrısı olan bireylere ağırlık yönetimi ve doğru beslenme konusunda danışmanlık verilmesinin önemi vurgulanmıştır.
Obezite aynı zamanda; mekanizması kesin olamamakla birlikte adipokininler aracılığıyla sistemik inflatuvar süreci tetiklemesi açısından migren ağrısını oluşturur.
Obeziteyle ilişkilendirilen bir diğer ağrılı problem fibromiyaljidir. Bu iki sorun arasında sıklıkla birbirini besleyen bir ilişki mevcuttur. Fibromiyalji; kronik ağrı, yorgunluk ve uykululukla karakterize bir hastalıktır. Fibromiyalji hastalarında obez hastaların obez olmayanlara göre daha fazla gündüz uykuluğu; fibromiyalji tanısı sonrası uykuya eğilimli hastalarda da obeziteye yatkınlık saptanmıştır. Besin Öğesi Düzeyinde
Beslenme ve Ağrı İlişkisi
Bazı vitamin ve mineraller, ağrı tedavisine iyi gelmektedir.
D vitamini
D vitamini desteği ile ağrı skorunda anlamlı olarak daha büyük bir düşüş gözlemlenmiş ve D vitamini takviyesinin kronik ağrı tedavisinde bir rolü olabileceği gösterilmiştir. Son girişimsel çalışmalarda da, başlangıçta vitamin D düzeyinin yetersiz olduğu hastalarda D vitamini takviyesinin kas ağrısı üzerinde de ümit verici etkileri gösterilmiştir.
Yağ Asitleri
Diyetin yağ asidi içeriği vücuttaki inflamatuar veya antinflamatuar rollerinden dolayı ağrıyla ilişkili bulunmuştur. Omega-6 yağ asitleri, Omega-3 yağ asitleri ve Omega-9 yağ asitleri ağrı önlemede etkilidir.
Magnezyum
Magnezyum eksikliği fibromiyalji, migren, kronik bel ağrısı gibi kronik ağrıların tedavisinde faydalıdır.
Zerdeçal-Kurkumin
Zerdeçal (Curcuma longa) bitkisinin bir bileşeni olan ve günde 1000 mg alındığında biyolojik aktivite gösteren kurkumin molekülünün, antiinflamatuar özelliğinden dolayı analjezi ve ağrı kesici etkisi vardır.
Kurkuminin diyabetik nöropatideki ağrıları da azaltır.
Zencefil
Kronik inflamatuvar durumların tedavisinde ve ağrıda etkileri yaygın olarak araştırılan bir diğer bitki zencefildir (zingiber officinale).
Zencefil, ameliyat sonrası ağrıların tedavisinde de kullanılmaktadır. Zencefil ayrıca ağrılı adet dönemlerinde de kullanılabilmektedir.
C Vitamini
Güçlü bir antioksidan olan C vitamini kas-iskelet sisteminde kemik yapıcı, kıkırdak yapıcı özellikler göstermektedir ve eksikliği bel, boyun, bacak ağrıları ve omurga ağrılarına iyi gelmektedir.
B-12 Vitamini
B-12 vitamini beynin ve sinir sisteminin normal işleyişi için gereklidir, eksikliğinde sinir fonksiyon bozukluğu ve kronik ağrı şikayetleri görülür.
Kafein
Kafein tüketimi yüksek olanlarda ağrılı uyaranlara karşı ağrı eşiği daha yüksek ve ağrı hassasiyeti daha az olarak saptanmıştır.
Fibromiyalji, kronik, yaygın eklem kaynaklı olmayan kas-iskelet ağrısı ile karakterize, bir sendromdur. Fibromiyaljinin en belirgin özelliği 3 aydan uzun süren, yaygın ağrıdır. Uyku bozuklukları, baş ağrısı, ayağa kalkınca baş dönmesi ve hipotansiyon, kalp ritm bozuklukları, yutma güçlüğü, irritabl barsak sendromu, sistit, huzursuz bacak sendromu gibi birçok diğer bozuklukla ilişkilidir. Fizik muayenede, hassas noktaların tespit edilmesi teşhis için önemlidir, fakat benzer semptomları olan diğer hastalıkları dışlamak için tam bir romatolojik ve nörolojik muayene yapılmalıdır. Fibromiyalji için spesifik bir laboratuar testi yoktur, fakat başlangıçta tüm hastalar, tam kan sayımı, kas enzimlerini içeren rutin biyokimya ölçümleri, tiroid uyarıcı hormon düzeyi ve eritrosit sedimentasyon hızı tetkikleriyle değerlendirilmelidir. Daha geniş laboratuar incelemeler gerekli değildir ve sıklıkla kafa karıştıran sonuçlar sağlamaktadır. Fibromiyalji sendromu, toplumda sık görülen hastalıklardan biridir.
Fibromiyalji hastalarında kronik yaygın ağrı ve kas-iskelet sisteminde yumuşak dokuda belli hassas noktalarda ağrı vardır. Uykusuzluk, kognitif disfonksiyon, depresyon, anksiyate, tekrarlayan baş ağrıları, baş dönmesi, yorgunluk, tutukluk, irritabl barsak sendromu ve irritabl mesane sendromu FM'e eşlik eden sistemik semptomlardır. Fibromiyalji sendromu, çoğunlukla orta yaş kadınlarda görülse de; hem kadın hem de erkeklerde herhangi bir yaş grubunda görülebilir. Fibromiyalji ve diğer kronik romatizmal hastalıklar arasındaki ilişki romatologlar açısından önemlidir. Sistemik lupus eritematoz (SLE), romatoid artrit (RA) ve Sjögren sendromu (SS) gibi generalize inflamatuvar hastalığa sahip hastaların %25'i aynı zamanda ACR fibromiyalji tanı kriterlerini de doldurur. Hassasiyet dışında fizik muayene genellikle normaldir. Laboratuvar testleri, ayırıcı tanı haricinde genellikle yararlı değildir. Tam kan sayımı, rutin biyokimya, TSH ve eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) yapılması gereken en basit testlerdir. Bazı otoimmün hastalıklar fibromiyalji ile benzer semptomlar gösterdiğinden, fizik muayenede anormallik saptanması veya fibromiyaljinin tipik bulgularının olmadığı durumlarda ANA ve romatoid faktör gibi serolojik testlere de bakılmalıdır.
Aşağıda Almanya'da yaşayan bir takipçimizin fibromiyalji ile ilgili benim YouTube hesabıma attığı mesajı AYNEN paylaşıyorum.
Gerçekten yaşadığı tecrübe sizlere de yardımcı olacaktır AMA KESİNLİKLE DOKTORUNUZA danışmadan UYGULAMAYINIZ:
"Ben cok sükür agrilarimdan kurtuldum. gecmeyen boyun agrilarim da vardi. Ortopedist ile herseyi denedik,gecmedi.
Ben de basimin caresine kendim bakacam dedim. aylardir okuyup , arastiriyorum.
Önce para ile Vitamin D ölctürdüm, 9 ng. cikti yani cok düsük. Yüksek doz Vitamin D3 basladim, 10 gün boyunca her gün 40 damla, yani 40 bin ünite (sabah ya da ögle yemeginden sonra, yagli yemeklerin üzerine olacak, yoksa Vitamin D suda cözülmez, etkisi olmaz. ayni sekilde Vitamin K2 (mk7 all trans formu olacak) K2 olmazsa Kalsiyum ile Vitamin D iliskisi bozulur. Bunlara yerini gösteren K2 dir. yaninda günlük 400 mg. Magnezyum komplex ya da Malat, Citrat, Bisglycinat formu olacak, digerleri olmaz, 400 mg in hepsi ayni anda emilimi olmaz, kücük dozlara bölerseniz vucüt yavas yavas daha iyi absorbe eder. Yatmadan önce muhakkak almali, uykuyu rahatlatir, uykuyla ilgili bütün problemeleri nerdeyse halleder. Bende nerdeyse hepsi vardi :( Tek basina magnezyum kalp carpintisini,kalp teklemesini bile gecirdi cok sükür. Uyku felcini, husursuz bacagi aninda keser, panik atakta ve gece dis sikmada bile rahatlama saglar. magnezyumu ömür boyu kullanmak gerek hele kemik erimesi olanin, kalsiyum kullananin. cünkü toprakta artik kalmadi, besinlerde de hakeza. O yüzden herkeste Vitamin D eksik, Magnezyum eksik.
10 gün yüksek doz vitamin D den sonra 10 damla ile devam ettim. K2 ise 5 damlaya inebilir. Allah sizi inandirsin, Vitamin D ye basladigimin ertesi günü agrilarimin yüzde 70 i gecti. Kalan agrilarimi nasil geciririm diye arastiriken MSM diye bir ilacla tanistim. MSM yani methyl sulfonylmethan, yani sarmisagin filan icindeki sülfür. Bu madde vucudumuzda olan cinkodan magnezyumdan onlarca kat fazlasiyla zaten var, ama yetmiyor. O ictigim agri kesiciler karacigerimi mahvetti. artik agri kesiciye para verecegime MSM e para veririm, zarari yerine faydasi olur. bir hafta sonra kalan bütün agrilarim gecti. Bu madde vucuda detox da yaptiriyor, yorgunluk geciyor, saclar, tirnaklar gücleniyor, cilt parliyor. ilk hafta tek bir kapsülle basladim, vucudunda cok zehir olanda etkiler görünüyor, cok hafif bir bas agrisi 2-3 gün sürdü, agri kesiciye gerek olmadan 2 güne gecti, asiri gaz yapti yalniz. (uyarayim da :) Bu sülfür Bagirsaklarin en iyi dostlarindan, kabizlik filan gecti, bir hafta sonra 2 kapsüle gectim, anca o zaman kalan agrilarin gecmeye basladigini hissettim, diger hafta 4 e ciktim, sabah 2 ikindi 2 ye cikinca bütün agrilarim gecti. Bence vucutta biriken agir metaller dokulara yerlesiyor, orada burada sebebini kimsenin bulamadigi agrilar yapiyor. nerdeyse Hepimizin agzinda amalgam dolgular var. agzimizda civa gibi bir zehirle geziyoruz. tarlalardaki ilaclari sebze meyveleri yikayarak gideremiyoruz, arabalardan bacalardan cikan gazlari soluyoruz ki soluyarak zehirlenmenin ne demek oldugunu Covid gösterdi hepimize.
Bu vucutta agir metal birkmesini herkes bir düsünsün derim. Ben önlem olarak bir de Sabahlari Zeolith iciyorum, vucutta agir metal atigi olursa diye onlari vucutta bulup topluyor ve disari atiyor. Allahin verdigi bu vucuda iyi bakmak gerekiyor, her saat basi yarim bardak su icmek lazim, derin nefesler almak, bol bol yürümek lazim ki kan akiskanlassin, dokulara bol oksijen tasisin. Vucudunda 80 milyon hücre var, hepsi yagdan (omega 3 ) olusuyor, bu hücrelerin akiskan olmasi lazim ki birbirleriyle iletisimde bulunsunlar. aradaki baglantiyi kopartirsan, sagin solun agrir, vucudun her taraftan haberi olmaz, cünkü arada gigip gelen elciler ölmüstür, vilayetten uzak kalan beylikler gibi tek baslarina kalmistir. bilerek Herkesin anlayacagi dilde anlatiyorum. iste yagdan olusan bu hücreleri yine saglikli yag ile beslemek gerekir. Biliyorum kimsede para yok, ve bunlarin hepsi pahali, ama saglik hepsinden daha degerli. herkes kendine uyani bulmaliHer gün iki yemek kasik soguk sikma keten tohumu yagina, bir cay kasigi kenevir yagi, diger gün 2 kasik soguk sizma Zeytin yagi, yarim cay kasigi cörek otu yagi, 1 bir cay kasigi toz zencefil, toz zerdecal, az karabiber, aktardan ya da internetten kaynagina güvendiginiz Üzüm cekirdegi tozu, yine icine bir gün bir kasik sumak, diger gün toz karanfil, öbür gün ceylon tarcini, dogal bal, ari poleni, halis toz kakao igrenc filan demeden burnunu kapatip iciyorum. Bunlar dünyadaki en iyi antioksidanlar, hücrelerini besleyecek seni icten iyi edecek iltihap, kanser,alzheimer, depresyon olusmasini önleyecek savascilar , yanina icinde en az 2 gram EPA DHA olan omega 3 balik yagi kapsülü iciyorum. yüksek tansiyona cok iyi. sevmedigim hic yemedigim sebzeler var, mesela kereviz, mesela tere, roka yiyemiyorum, onlari da kefirin icine atip, icine bir gün susam yagi, bir gün chia tohumu, sarmisaktir, keten tohumudur katip koca bir bardak iciyorum. Bagirsaklarin nasil seviniyor biliyor musun? Karnin da doydugu icin bir ögün atlamis oluyorsun. Ben her gün aralikli oruc tutuyorum, sabah 10 da kahvalti aksam 18 de yemege paydos, bütün gün cay ile su iciyorum, bir gün yesil cay, diger gün zeytin yapragi cayi, isirgan otu, adacayi ... Yemeklerden iki saat sonra sirkeli ya da limonlu su. Bunlari organik olarak aliyorum. ictigim sulari filtreliyorum, zenginlestirmek icine bir gün nane bir gün feslegen, kekik, dag kekigi, kimyon... hepsi Allahin nimeti arkadaslar ve bunlardan faydalanmak gerek. hazir hic bir gida yenmez. Gücünüzü yine dogadan, günesten alin. Ben parami doktora(Allah yine de basimizdan eksik etmesin ama muhtac da etmesin), ilaca, pizzaya pideye vermiyorum artik, zengin degilim Almanya da oturuyorum, cok sükür kendim iyilestim, Allah rizasi icin baskasina faydam olur belki"
