https://www.ahmetakgul.com.tr/ Prof. Dr. Ahmet Akgül - Deri Yaşlanması: Neden ve Nasıl Yaşlanır?

 

Deri Neden Yaşlanır?

Deri, vücudumuzun en dış tabakası olarak çevresel ve içsel faktörlerin etkisi altındadır. Yaşlanma süreciyle birlikte, deri elastikiyetini kaybeder, incelir ve kırışıklıklar oluşur. Bu doğal süreç; genetik yapımız, güneş ışığına maruz kalma, yaşam tarzı ve çevresel etkenlerin bir araya gelmesiyle meydana gelir.


1. Genetik Faktörler

Her bireyin yaşlanma süreci, genetik özelliklerine bağlı olarak farklılık gösterir. Genetik faktörler, deri hücrelerinin yenilenme hızını, kolajen ve elastin üretimini etkileyerek, deri yaşlanmasının temel belirleyicilerindendir.


2. Güneş Işığı ve UV Radyasyonu

Güneş ışığı, özellikle UV radyasyonu, deri hücrelerinde oksidatif stres oluşturur. Bu durum, kolajen ve elastin liflerinde hasara yol açarak erken yaşlanma belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Düzenli güneş koruyucu kullanımı, bu etkilerin azaltılmasında kritik öneme sahiptir.


3. Yaşam Tarzı Faktörleri

  • Sigara İçmek: Sigara, cildin oksijen ve besin maddelerine erişimini kısıtlayarak erken yaşlanmaya neden olur.
  • Dengesiz Beslenme: Yetersiz vitamin, mineral ve antioksidan alımı, cildin sağlıklı kalması için gerekli desteği azaltır.
  • Stres: Kronik stres, hormon dengesizlikleri ve inflamasyon yoluyla cildin yaşlanma sürecini hızlandırır.

4. Çevresel Etkenler

Hava kirliliği, rüzgar, soğuk ve nem oranındaki dalgalanmalar, cilt bariyerini zayıflatır ve yaşlanma belirtilerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu çevresel faktörlere karşı alınan önlemler, cildin genç kalmasına yardımcı olabilir.


Sonuç

Deri yaşlanması, genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin birleşimiyle meydana gelen doğal bir süreçtir. Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, düzenli güneş koruyucu kullanmak, dengeli beslenmek ve stresten kaçınmak, cildin yaşlanma sürecini yavaşlatmada önemli rol oynar. Web sitemiz, sağlıklı yaşlanma ve cilt bakımı konularında güncel bilgiler ve uzman görüşleri sunarak, ziyaretçilerimizin bilinçli kararlar almasına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

YAŞLANMANIN GÖRÜNEN BULGUSU: DERİ YAŞLANMASI

Cilt yaşlanması hem kadın hem de erkekler için modern zamanların önemli sorunları arasında yer almaktadır. Yaşlanma yapısal ve moleküler bozulma ile beraber derinin fonksiyon ve görüntüsünü etkileyen yavaş ve ilerleyiş seyreden karmaşık bir süreçtir. Bu süreç çeşitli iç etkenler ve dış etkenler ile şekillenmektedir. Temel olarak cilt yaşlanması; zamana bağlı olarak gelişen kronolojik yaşlanma (iç yaşlanma) ve başta güneşin zararlı ışınlarına maruziyet olmak üzere, sigara ve aşırı alkol kullanımı, yetersiz beslenme gibi olumsuz çevresel faktörlere bağlı olarak gelişen dış yaşlanma olmak üzere iki farklı şekilde gerçekleşmektedir.

Deride görülen değişikliklerin % 90’ından fazlası kronik güneş hasarının yol açtığı çevresel etkilere bağlıdır. Bu nedenle dış yaşlanma aynı zamanda fotoyaşlanma (güneş ışınlarına bağlı yaşlanma) olarak anılmaktadır. Yaşlanmanın önemli nedenlerinden olan Matriks metalloproteinazlar (MMP'ler) ise hücreler arasındaki sıvıda bulunan kollajen ve diğer proteinlerin parçalanmasından sorumlu ana enzim grubudur. Kollajen, bağ dokusunun temel yapısal bileşenidir ve bozulması yaşlı görünmenin temel nedenlerindendir. MMP ailesi kolajenazlar, jelatinazlar, stromelisinler, matrilisinler, membran tipi MMP'ler ve diğer sınıflandırılmamış MMP'ler olmak üzere altı gruba ayrılmaktadır. MMP'ler yaşlanma ile ilgili olmalarının yanı sıra, birçok kanser çeşidinin oluşması ve ilerlemesiyle de yakından ilişkilidir.

Cilt yaşlanması günümüzde hem erkek hem de kadınları etkileyen önemli bir sorun olarak görülmektedir. Son dönem araştırmalarında, yaşlanma artık sadece hücreye özgü olan ve esas olarak genlerdeki dengesizlik, telomer kısalması, genetik değişiklikler ve protein dengesinin neden olduğu bir bozulma süreci olarak ele alınmamaktadır, mevcut araştırmalar hücre içi doku ve organizma seviyelerinde meydana gelen değişiklikleri ve etkileri de dikkate almaktadır. Olumsuz çevre koşullarına maruz kalan cilt zamanla genç ve sağlıklı görünümünü koruyamamaktadır. Dermo-kozmetik alanında yapılan son arge çalışmalarında, mevcut görünümü düzeltmenin yanı sıra yaşlanmanın altında yatan etmenlere karşı savaşabilecek ürünler tasarlanmaktadır. Bu da araştırıcıları yaşlanmaya sebep olan temel etmenlerin belirlenmesi araştırmalarına yönlendirmektedir.

Deriye Uygulanan Kozmetik Ürünler Deriyi Gençleştirir mi, Yaşlandırır mı?

Cilt güzelliği, genel güzelliğin bir parçasını oluşturduğundan birçok kültürde cilt bakımına çok önem verilmiştir. Cilt bakımında kullanılan kozmetikler arasında yüz ve vücut derisinin sağlığını korumak için tasarlanmış ürünler bulunur. Yüz derisinin temel ihtiyaçları arasında yüzdeki kiri ve sebumu gidermek için bir temizleyici ürün ve bir nemlendirici bulunur. Cilt bakımı için tasarlanmış bir ürün ideal olarak komedon oluşturmamalı, akne yani sivilce oluşturmamalı ve allerjik olmamalıdır. Deriye uygulanan kozmetikler arasında temizleyiciler, tonikler, nemlendiriciler, eksfoliyanlar, ter önleyiciler ve deodorantlara bulunur. Ayrıca göze, dudağa ve yüze renklendirme amaçlı uygulanan kozmetik ürünler de bulunmaktadır.

Temizleyiciler

Cilt temizleyicileri sebumu, kiri, bakteri ve kozmetik ürünleri deriden temizlemek için tasarlanmıştır. İlk modern sabun preparatı Fenikeliler tarafından MÖ yaklaşık 600'lerde, keçi yağı, su ve potasyum karbonat bakımından zengin olan kül kullanılarak geliştirilmiştir. 40 yıl öncesine kadar standart temizleyici olarak, sert su ile kullanıldığında cilt tahrişine neden olan kalıp sabunlar kullanılıyordu. Daha sonra ürünün pH’sı 5-6,4 arasında normal cilde göre ayarlanarak geliştirilmiştir. Nemlendiricili sabunlar, sodyum luroil izetionat içerir ve laktik ya da sitrik asitlerle pH’sı 5-7’ye ayarlanmıştır. Yağsız temizleyiciler sabun içermeyen sıvı ürünlerdir. Kuru veya nemli cilde uygulanır, köpük oluşturmak için ovalanır ve daha sonra silinir veya durulanır. Bu ürünler su, gliserin, setil alkol ve bazen propilen glikol içerir. Hassas cilde sahip kişilerde yüz kozmetiklerini temizlemek ve çıkarmak için etkili bir şekilde kullanılabilirler. Temizleyici kremler ise hem temizlemek hem de nemlendirmek için kullanılır. Temizleyici kremler su, mineral yağ, vazelin ve balmumundan oluşur ve bu nedenle aşırı kuru ciltler için uygundur.

Tonikler

Tonik, sabun kalıntısını gidermek için tasarlanmış kokulu alkol içeren bir sıvıdır. Tonikler kuru, yağlı ve normal cilde sahip olan kişiler için özel formüle edilir. T-bölgesinde yağlanmayı kontrol eden maddeler de eklenebilir. Alkol içeren tonikler yağlı cilde sahip kişiler tarafından kullanılır. Formülünde salisilik asit, mentol veya cadı fındığı bulunabilir. Normal cilde sahip kişiler için ürünlerde düşük alkol konsantrasyonları kullanılırken, kuru cilde sahip kişiler için alkol yerine propilen glikol kullanılır.

Nemlendiriciler

Temizleme ve tonik uygulamasını takiben, yüzün cilt bariyerini geri kazandırmak için nemlendirmek gerekir. Basit bir nemlendirici krem; yumuşatıcılar (% 10-40), nemlendirici (% 1-5), kıvam arttırıcı (% 0.1-0.5), emülgatör (% 1-6), stabilizatör (% 0.01-0.2), koruyucu (% 0.01-0.5) ve nötrleştirici (% 0.01-0.05) içerir.

Nemlendiriciler, cilt bariyerini sağlamak için hayati bir tabaka olan stratum korneumun nem içeriğini arttırır. Nemlendirme, oklüzifler, nemlendiriciler, hidrofilik matrisler ve güneş koruyucu kremler kullanılarak gerçekleştirilebilir. Stratum korneumun oklüzifler kullanılarak kaplanması, nemlendiricilerin transepidermal bariyeri geri kazanmasının en yaygın yoludur. Oklüzif maddeler genellikle petrolatum, lanolin, mineral yağ, bitkisel yağ, meyve yağı veya silikon türevleri gibi suyun buharlaşmasını önleyen yağlardır. Petrolatum, mineral, bitkisel veya meyve yağları, hastanın duyarlılığı, konsantrasyonu ve formülasyonu ile ilgili hususlara bağlı olarak komedon oluşturabilirler. Ayrıca bir komedojen olan lanolin, alerjik kontakt dermatitin nedeni olabilir. Silikon türevleri, komedojenik olmadıkları, hipoalerjenik ve yağsız oldukları için popülerlik kazanmaktadır. Nemlendiricilere örnek olarak gliserin, sodyum pirolidon karboksilat, propilen glikol, bazı proteinler ile A ve E vitaminleri verilebilir. Optimum nemlendirici, oklüzif ve nemlendirici bileşenlerin bir kombinasyonunu içerir. Hidrofilik matrisler, deriden su buharlaşmasını geciktiren yüksek molekül ağırlığına sahip maddelerdir. Yaygın olarak kullanılan hidrofilik maddeler yulaf ezmesi ve hiyalüronik asittir. Böylece epidermisin hidratasyonu arttırılabilir ve diğer maddelerin cilde nüfuz etmesi kolaylaştırılabilir. Güneş koruyucu ajanlar hücrelerin kurumasına yol açabilecek epitelyal hücre hasarını önlerler. P-aminobenzoik asit esterleri ve sinnamat türevleri gibi kimyasal güneşten koruyucular ile titanyum dioksit ve çinko oksit fiziksel güneşten koruyuculara örnek olarak verilebilir.

Nemlendirici formülasyonlara eklenen antioksidanlar, diğer moleküllerden önce kendileri oksitlenebilen moleküllerdir. Reaktif oksijen türleri (ROS), cildin yaşlanma sürecini arttıran oksidatif stresin başlıca nedenlerinden biridir. Yaşlanma süreci hem iç hem de dış faktörlerden kaynaklanır. İç faktörler temel olarak genetik iken, dış faktörlere sigara, rüzgar, kimyasal maruziyet ve UV radyasyonu gibi çevresel faktörler neden olur. Foto yaşlanma muhtemelen ROS üretiminin ana nedenidir. Antioksidanlar sentetik veya doğal olabilir. Sentetik antioksidanlar (örn., Bütillenmiş hidroksianisol (BHA), butillenmiş hidroksitoluen (BHT) ve propil gallat), daha ucuz oldukları ve kolay üretilebildikleri için büyük ölçüde kullanılırlar. Son birkaç yıldır doğal antioksidanlara olan talep artmaktadır. Doğal antioksidanlar ise çeşitli bitki, tahıl, meyvelerden elde edilebilen ve cildin oksidatif stresini azaltabilen veya ürünü oksidatif bozulmadan koruyabilen madde ve ekstraktlardır.

Eksfoliyanlar (Peeling)

Eksfoliyasyon kimyasal veya mekanik yollarla dış tabaka olan korneumun uzaklaştırılması işlemidir. Eksfoliyasyonun arkasındaki teori, "eski" hasarlı cildin çıkarılarak, "genç" yeni cildin yenilenmesinin hızlandırılmasıdır. Sağlıklı bireylerde stratum korneum her 2 haftada bir yenilenir, ancak bu süreç ilerleyen yaşla birlikte yavaşlar. Ayrıca, stratum korneumun agresif olarak çıkarılması duyarlı bireylerde dermatite ve milialara neden olabilir. Kimyasal eksfoliyan olarak salisilik, laktik veya glikolik asit kullanır. Mekanik eksfoliyanlar olan aşındırıcıdırlar ile daha agresif eksfoliyasyon sağlanır. Aşındırıcı olarak polietilen boncuklar, alüminyum oksit, öğütülmüş meyve çekirdekleri veya sodyum tetraborat dekahidrat granülleri kullanır. Alüminyum oksit ve öğütülmüş meyve çekirdekleri en aşındırıcı maddeler iken, bunu daha yumuşak olan polietilen boncuklar takip eder. Sodyum tetraborat dekahidrat granülleri kullanım sırasında çözülür, en az aşındırmayı sağlar. 21. yüzyılda, kırlangıç otu (Chelidonium sp.) eksfoliyan maske olarak, soğan (Allium cepa) eksfoliyan peeling olarak, süngertaşı da eksfoliyan madde olarak kullanılmıştır. Luffa (Luffa aegyptiaca), yosun özü (Ahnfeltia concinna), greyfurt çekirdeği ekstresi (Grapefruit seed extract), kayısı çekirdeği tozu (Prunus armeniaca seed powder), narenciye kabuğu yağı (Citrus peel oil), salatalık özü (Cucumis sativus fruit extract), papaya özü (Carica papaya fruit extract), ananas özü (Ananas comosus fruit extract), kuşburnu tohumu tozu (Rosehip seed powder), kızılcık (Cotoneaster apiculatus), yeşil çay (Camellia sinensis), domates (Cymphomandra betaceae) bitkisel eksfoliyanlara örnek olarak verilebilir.

Yüz Maskeleri

Yüz maskesi çok eski zamanlardan beri kullanılmaktadır. Yüz maskeleri balmumu bazlı, vinil veya kauçuk bazlı, hidrokolloid ve toprak bazlı maskeler olarak birkaç kategoride gruplandırılabilir. Balmumu bazlı maskeler, yumuşak bir fırça ile uygulanır ve esnek bir malzeme oluşturmak üzere, petrol jölesi ve setil veya stearil alkollerin eklendiği balmumu veya parafin mumundan oluşur. Balmumu ısıtılarak veya doğrudan yüze uygulanır. Balmumunun yüz üzerinde sertleştikten sonra tek parça halinde çıkarılması için gazlı bez kullanılır. Balmumu bazlı yüz maskeleri, transepidermal su kaybını geçici olarak engelleme özellikleri nedeniyle kuru cilde sahip kişiler için uygundur. Bu etki geçicidir ve maske çıkarıldıktan hemen sonra uygun bir nemlendirici uygulanmadığı sürece sadece maskenin yüzle temas ettiği süre ile sınırlıdır. Vinil ve kauçuk esaslı maskeler evde kullanılan en popüler maskelerdir. Kauçuk bazlı maskeler genellikle latekse, vinil bazlı maskeler polivinil alkol veya vinil asetat gibi film oluşturucu maddelere dayanır. Maske genellikle 10-30 dakika boyunca cilt ile temas halinde bırakılır ve daha sonra kenarlardan gevşetilerek bir tabaka halinde çıkartılır. Bu maskeler tüm cilt tipleri için uygundur, cilt ile temas halindeyken transepidermal su kaybını geçici olarak engelleyebilir ve yumuşama sağlar. Hidrokolloid maskeler hem profesyonel salonlarda hem de evlerde kullanılabilir. Hidrokolloidler, yulaf ezmesi gibi, büyük molekül ağırlıklı ve dolayısıyla transepidermal su kaybına engel olabilecek maddelerdir. Cilde pürüzsüzlük hissi verir, su buharlaştıkça ve maske kurudukça sıkılaşma hissi yaratır. Maske cilt üzerindeyken geçici nemlendirme sağlar. Toprak bazlı maskeler, macun veya çamur maskeleri olarak bilinen, bentonit, kaolin veya çin kili gibi emici killer ile formüle edilir. Killer cilt üzerinde büzücü bir etki yarattığından yağlı ciltler için uygundur. Ayrıca maskeler yaşlanma karşıtı olarak da tasarlanabilirler. Serbest radikaller üzerindeki etkileri sayesinde antioksidan olduğu kanıtlanan Annatto (Bixa orellana L.) tohumlarının tozu kullanılarak bitkisel kökenli maske formülasyonları üretilmiştir.

Ter Önleyiciler (Antiperspirantlar) ve Deodorantlar

Terlemeyi önleyici maddelerin terlemeyi azaltması amaçlanırken, deodorantlar koltuk altına hoş bir koku vermek ve vücut kokusunu azaltmak üzere tasarlanmıştır. Antiperspirantlar roll-on, katı stik, aerosol, jel gibi birçok farklı formda olabilirler. Hem erkekler hem de kadınlar tarafından kullanılan popüler bir cilt bakım ürünüdür. Antiperspirantlarda bulunan alüminyum tuzlarının ter kanallarında tıkanıklığa neden olarak ter kanallarını tıkayıcı etkileri vardır.

CİLT YAŞLANMASI

Deri; epidermis, dermis ve deri altı dokusu olmak üzere üç ayrı katmandan oluşmaktadır. Derinin en dış kısmını oluşturan ekstraselüler matriks , fibroblastları ve kollajen ve elastin gibi proteinleri içermektedir. Matriksin yıkımı doğrudan cilt yaşlanmasına bağlıdır ve cilt yaşlanmasında rol oynayan kollajenaz, elastaz ve hyaluronidaz gibi bazı enzimlerin aktivitesindeki artışla ilişkilidir. Cilt temel olarak iki hayati fonksiyona hizmet etmektedir. Bunlardan ilki bir engel görevi görerek vücuda fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik izinsiz girişleri engellemek ve su kaybını önlemektir. İkincisi ise ter bezleri yoluyla vücut ısısını kontrole olanak sağlamaktır. Bu hayati fonksiyonlara ek olarak, dokunma hissine aracılık etmekte, hormon üretimi ve sosyal iletişimde rol oynamaktadır. Yaşlanma ile cildin bu işlevlerin her biri olumsuz etkilenmektedir.

Cildimiz, vücudumuzda bulunan diğer organlara benzer şekilde zaman geçtikçe ve bununla ilişkili hormonal ve beslenme farklılıklarıyla ciddi değişikliklere uğramaktadır. Bunun yanında diğer birçok organın aksine, cilt aynı zamanda çevreye, özellikle güneşten gelen UV ışınlarına maruz kalmaktan doğrudan etkilenmektedir. Bu etkiler temel alınarak cilt yaşlanması; zamana bağlı iç etkenlere bağlı yaşlanma (kronolojik yaşlanma) ve başta güneş maruziyeti olmak üzere, sigara ve aşırı alkol kullanımı, yetersiz beslenme gibi olumsuz çevresel faktörlere bağlı olarak gelişen dış etkenlere bağlı yaşlanma olmak üzere iki farklı şekilde gerçekleşmektedir. Deride görülen değişikliklerin % 90’ından fazlası kronik güneş hasarının yol açtığı çevresel etkilere bağlıdır. Bu nedenle dış yaşlanmanın aynı zamanda fotoyaşlanma olarak anılmaktadır. Zamanın geçişi ve çevrenin zararlı yönlerine maruz kalmak, cildin hem epidermal hem de dermal bölümlerini değiştirmektedir. Fiziki ve hücresel açıdan incelendiğinde fotoyaşlanma ve kronolojik yaşlanma arasında çeşitli farklar görülmektedir. Klinik olarak, kronolojik olarak yaşlanmış cilt ince, kuru ve buruşuk görünmektedir. Fotoyaşlanmış cilt ise gevşek ve kaba kırışıklı olup, yüzeysel kılcal damarlar ve kahverengi lekelerle düzensiz lekelenmeler göstermektedir.

Kronolojik Yaşlanma

Ciltte zamana bağlı gelişen yaşlanma kronolojik yaşlanma olarak anılmaktadır. Çevresel etkenlerden bağımsız olup, zamanın yanında genetik faktörlere bağlıdır. Genetik faktörlere bağımlı olduğu için her bireyde farklı şekilde ilerleme göstermektedir. Esas olarak ciltte kollajen ve elastinde gerçekleşen biyokimyasal değişikliklerle seyretmektedir. Zamanın ilerlemesiyle deri; kurumaya, solmaya ve pürüzlenmeye eğilim göstermektedir. Yaşlı cildin kuruluğu ve pürüzlü olmasının genellikle ciltteki su eksikliğini yansıttığı varsayılmaktadır. Zamana bağlı yaşlanma tipik olarak deri incelmesi, elastik doku kaybı ve metabolik hızın azalması nedeni ile oluşmaktadır. Ciltte, dermal ve epidermal değişiklikler gözlenmekte ve yaşla birlikte epidermis kalınlığı azalmaktadır. Epidermis, cildin en dış tabakasıdır. Kan damarı içermez ve temel olarak tabakalı hücrelerden oluşur. Epidermisin en dış tabakası olan stratum korneum, yağ bakımından ve protein bakımından zenginleştirilmiş hücrelerden yapılmıştır. Kişi yaşlandıkça, bu hücreler azalmakta ve epidermis incelmektedir.

Kollajen, hücreler arasındaki yapının ana bileşeni olup dermise gerilme özelliği kazandırırken, elastin derinin esnekliğini, glikozaminoglikanlar ve proteoglikanlar ise derinin nemlenmesini sağlamaktadır. Kronolojik yaşlanma ile birlikte derinin genç ve sağlıklı cilt için gerekli olan bu bileşenlerinde bozulmalar görülmektedir. Melanin, saça ve cilde renk katan doğal bir pigment grubudur ve insan epidermisinin içinde ve saç foliküllerinde tutulan melanositler tarafından üretilmektedir. Melanin pigmentleri ışınlardan koruyucu özelliktedir. Genç ve erişkin insan derisinde, melanositler yoğun şekilde bulunurken, yaşlanma ile melanositlerde %10- %20 oranında azalma görülmektedir.

Derinin hayati fonksiyonlarından olan vücut ısısını düzenleme işlevi de kronolojik yaşlanma sürecinden etkilenmektedir. İnsanlar aşırı ısıyı deri vasıtasıyla terleme yoluyla yaymaktadır. Yaşlanma, ısıya karşı toleransı azaltmaktadır ve yaşlı bireyler sıcak hava dalgalarında ölümcül sıcak çarpmalarına karşı daha hassas olmaktadır. Hem deri altındaki damarların fonksiyondaki azalma, hem de düşük terleme oranı, yaşlanma ile birlikte azalmış ter fonksiyonuna dahil edilmektedir. İnsanlarda ve diğer türlerde yaşla birlikte hücrenin oksijen kullanmasını sağlayan organcıklarında (mitokondriya) fonksiyonda azalma görülmektedir. İlerleyen yaşla vücutta meydana gelen stres, telomer (hücre ölümünü ayarlayan genler) kısalmasına neden olmaktadır. Kronolojik yaşlanma yara iyileşmesini de olumsuz yönde etkilemektedir. Yaşlanma, yara iyileşmesini kendi başına engellememesine rağmen, yara onarım sürecinde değişiklikler görülmekte ve yapılan klinik araştırmalarda genç bireylere kıyasla yaşlılarda yara onarımının geciktiği görülmektedir. İlerleyen yaşla birlikte, tıbbi hastalık ve yara iyileşmesini olumsuz etkileyen diğer faktörler de daha yaygın hale gelmektedir.

Güneş ışınlarına bağlı yaşlanma (Fotoyaşlanma)

Işınlara bağlı yaşlanma, dermisin bağ dokusunda görülen büyük hasar ile birlikte derinin çeşitli dokularını etkileyen karmaşık bir biyolojik işlem olup, güneşin zararlı UV ışınlarına sık ve tekrarlayan maruziyet sonucu ortaya çıkan tüm etkilerin kronolojik yaşlanma belirtileri üzerine eklenmesi ile gerçekleşmekte ve deride kalınlaşma, solma, sararma, kuruma, kırışıklık, pigmentasyon, esneklik kaybı gibi olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Cilt dokusuna yapısal ve fonksiyonel destek sağlayan deri altı bileşenlerinin birikmesi ve yıkılması arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanmaktadır. Güneşe uzun süreli maruz kalma, kollajen ve elastin gibi proteinlerinin sürekli olarak bozulmasına neden olmaktadır.
Güneş radyasyonu UV-A (320-400nm), UV-B (290-320 nm) ve UV-C (200-290 nm) olmak üzere 3 bölgeye ayrılmaktadır. UV ışıması iki ana yoldan ciltteki kollajen değişikliklerine neden olmaktadır. Bunlardan ilki kollajen yıkımının uyarılması ile parçalanmış, dağılmış kollajen oluşmasıdır. Güneşin zararlı ışınları hem direkt etkiyle, hem yıkıcı enzimleri artırarak hem de MMP aktivitesini artırarak cilt yaşlanmasını üç farklı yönde tetiklemektedir. Fotoyaşlanmanın mekanizmasında güneş ışınlarının hücresel DNA’ya direkt etkisinin yanında, güneşin zararlı ışınları olan UV-A ve UV-B’nin ortaya çıkardığı zararlı enzimlerin etkisi yer almaktadır. Ciltte bulunan kollajen ve elastinin yapısındaki proteinler de UV radyasyonunu emerler. UVB radyasyonunun emilmesi DNA yapısını bozar. UV ışınlarına maruz kalma MMP enzimlerinin (kollajenazlar) artışına neden olmakta, yükselen MMP enzimleri de kollajende bozulmaya yol açmaktadır. Kronolojik yaşlanma ile melanosit üretiminin azalmasının yanında, kronik olarak güneşe maruz kalan bölgelerde, pigmentasyon yaşla birlikte düzensiz hale gelmektedir ve benekli lekelenme fotoyaşlanmış cildin ayırt edici özelliği olarak bilinmektedir.

DERİYİ YAŞLANDIRAN DİĞER NEDENLER 

Özellikle bacak damarlarının yaşlanmasına ve bozulmasına neden olan en önemli etken: Deride Kuruluk (Kserozis)

DERİDE KURULUK NEDİR?

Derimizde kuruluk yani Kserozis, özellikle yaşlılarda olmak üzere damar hastalıkları olan bireylerdeki en sık deri problemlerinden biri olup kuru, pullanmış ve yer yer çatlamış (fissüre) deri bulguları ile karakterizedir.

DERİDEKİ KURULUK ÇOK YAYGIN MIDIR?

Ülkemizin doğusunda yürütülen yakın zamanlı bir çalışmada yaşlı bireylerdeki kserozis oranı %5.4 olarak tespit edilmiştir. Türkiyede huzurevinde kalan 300 yaşlı hastada dermatolojik bulguların incelendiği bir çalışmada kserozis %45.3 oranı ile ikinci sırada bulunmuştur. Kserozis ile ilişkili kaşıntı sıklığı %3.6 olarak tespit edilmiştir.

DERİMİZDEKİ BU KURUMA EN ÇOK VÜCUDUN NERESİNDE GÖRÜLÜR?

Kserozis ellerde ve gövdede görülebilmekle beraber çoğunlukla  bacaklarda görülmekte ve şiddetli kaşıntı, döküntüler, enfeksiyonlar ve egzema gibi değişikliklere neden olabilmektedir.

KURULUĞA BAŞKA DERİ HASTALIKLARI EŞLİK EDER Mİ?

Yine kserotik deride bariyer bütünlüğü bozulduğundan alerjen ve irritan maddeler deriyi geçebilmekte ve kontakt dermatit gibi deri hastalıklarının bu bireylerde daha sık görülmesine neden olmaktadır. 

ayak_tabannda_kuruluk_kant_ve_pullanma.jpg

 


DERİDEKİ KURULUK NEDEN OLUŞUR?

damar_yalanmas_ve_deri_kuruluu_kserozis.jpg


Özellikle yaşlı bireylerde deriden su kaybının artmış olması, sebum (yağ) ve ter bezi aktivitesinin azalması, lipid yapımı ve keratinizasyondaki bozukluklar, hormonal ve ph değişiklikleri, deri bariyer bütünlüğünün bozulması deri kuruluğunu tetikleyen önemli faktörlerdendir.  Ayrıca derinin nemlenmesinde önemli rolü olan aquaporin-3 proteini yaşla beraber azalmakta ve deri kuruluğuna, elastisitede azalmaya ve deri bariyer bütünlüğünde azalmaya neden olmaktadır. Yaşlanma ile derinin ph'sı alkali hale gelmekte ve tamponlama kapasitesi azalmaktadır. Yaşlı bireylerde derideki ph'nın artması lipid yapımı ile ilgili enzimlerin düzgün çalışamamasına ve deri bariyer bütünlüğünde azalmaya neden olmaktadır.

Ayrıca derinin ph2ının bozulması derinin bütünlüğün korunmasında önemli rol oynayan enzimlerden  serin proteazları aktive ederek deride pullanmalara neden olmaktadır.  Bunun dışında bu enzimler deride kaşıntıya da neden olurlar. Bunların dışında ısı kaynakları ve klimalara maruziyet, irritan ve deri bariyerini bozan deterjan, sabun, kolonya ya da diğer temizleyicilerin kullanılması deri kuruluğuna neden olan dış faktörlerdendir. Sık banyo yapılması ve ovalama keseleme gibi sürtme hareketleri de derinin koruyucu bariyerini bozarak nem kaybını artırıcı etki göstermektedir. Özellikle kış aylarında havanın neminin azalması derinin kuruluğuna bağlı şikayetlerin alevlenmesine neden olmaktadır. Ayrıca yaşlı bireylerde eşlik edebilen hastalıklar, bu bireylerde sık kullanılan idrar söktürücü ilaçlar ve kolesterol düşürücüler gibi ilaçlar da derinin kurumasına katkıda bulunabilmektedir. Özellikle radyoterapi, son dönem böbrek yetmezliği, çinko ve esansiyel yağ asidi eksikliği gibi beslenme problemleri, hipotiroidizm, terleme azalmasına neden olan nörolojik hastalıklar, tıkayıcı safra kanalı hastalıkları, kanserler ve HIV enfeksiyonu, diayabet yaşlı hastalarda kuruluğa neden olabilir. Yatağa bağımlı olmanın ve psikiyatrik hastalığa sahip olmanın kserozis için risk faktörü olduğu ve muhtemelen psikiyatrik ilaçların deri kuruluğunu tetiklediği belirtilmiştir. 

DERİMİZİN KURUMAMASI İÇİN NELER YAPMALIYIZ?

Kurumuş deri değişikliklerin önlenmesi için sık ve sıcak banyodan kaçınılmalı, özellikle aklali ph' ya sahip tahriş edici sabun ve temizleyiciler kullanılmamalı, keseleme ovalama ve sert havlu ile sürtme gibi hareketler yapılmamalı, özellikle kışın gibi havanın çok kuru olduğu dönemlerde havayı nemlendirecek önlemler alınmalıdır.

Yine özellikle yaşlı kişilerde deri kuruluğuna neden olabildiğinden yeterli besin ve sıvı alınmasına dikkat edilmeli, güneş ışınlarına ve soğuk havaya maruziyet ideal dozda olmalıdır. Yaşlılarda deri kuruluğunu tetikleyebilen sistemik hastalıkların varlığında bu hastalıklara yönelik tedavinin verilmesi de önemlidir. Deri kuruluğunu düzeltmek için düşük ph' ya sahip nemlendiriciler yeterli miktarda ve özellikle banyo sonrası düzenli olarak kullanılmalıdır. Üre içeren nemlendiriciler ve yumuşatıcılar kuruluğa bağlı deri değişikliklerini gidermede etkilidir. Bununla beraber kontakt dermatite yatkın olan bu bireylerde sıklıkla nemlendiricilerin içinde bulunan lanolin, aloea vera ve paraben gibi allerjiye neden olabilecek kremlerin kullanımından kaçınılmalıdır. Deride kaşıntı şikayetleri olan hastalarda içinde steroid bulunan pomadlar ve kaşıntının şiddetli olduğu durumlarda ağızdan alınacak allerji giderici ilaçlar kullanılabilmektedir.

ayak_tabannda_yanma.jpg


Tüm bunların yanında deride pullanma, kuruluk, kaşıntı ve döküntüler olunca en iyi tedaviyi yapan sağlık merkezlerine başvurulması ve daha sonra oluşabilecek ciddi hastalıklar örneğin varis, içvaris, varisli damar tıkanıklığı, varisli damar iltihabı, lenfödem, lenf damarı iltihabı olmaması için zaman kaybedilmemesi gerekmektedir.

Yara Hastalıkları ve Tedavileri için ayrıntılı bilgiye ulaşmak için lütfen tıklayınız  

Yara hastalığı ve "tedavisi yok, bu hastalıkla yaşamaya alış"  denilen hastaların tedavi sonrası yorumlarını okumak için lütfen tıklayınız  

Prof. Dr. Ahmet AKGÜL'ün özgeçmişine ulaşmak için lütfen tıklayınız

İletişim ve Randevu için lütfen tıklayınız   

Yasal Uyarı

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz.Bu sitedeki bilgileri kopyalama, nakletme veya diğer kullanımlar kesinlikle yasaktır. Web sitesindeki bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine ve site sahibinin iznine bağlıdır. Tüm kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.