https://www.ahmetakgul.com.tr/ Prof. Dr. Ahmet Akgül - Sağlık Hukuku

SAĞLIK HUKUKU VE HASTA-HEKİM YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Tıbbi müdahale; en basit tıbbi tedaviden, en ağır cerrahi ameliyatlara kadar uzanan ve kişilerin sağlığına yönelik olan tüm tıbbi uğraşları kapsar. Hekimler; tıbbi müdahaleleri sırasında tıp biliminin kabul ettiği tüm kurallara uymak, gerekli dikkat ve özeni göstermek zorundadırlar.

Hekimin sorumluluğu; mesleki sorumluluk, idari sorumluluk, hukuki sorumluluk ve cezai sorumluluk olarak ayrılmaktadır. Hekimler, tıbbi müdahaleleri sırasında kurallara uymaz ve gerekli dikkat, özeni göstermezlerse; bu sorumluluklara göre ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulurlar.

Hekimin hukuki sorumluluğunda; hekimle hasta arasındaki tedavi sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğu yanında haksız fiil sorumluluğu ve vekaletsiz iş görmeden dolayı sorumluluğu da ortaya çıkabilmektedir.

Hekimlerin sorumluluğunda; hekimin özen yükümlülüğü ve bunun ispatı büyük önem taşımaktadır.

Hekimin hukuki sorumluluğunda günümüzde de sıklıkla karşılaşılan; hasta ve hekim arasındaki hukuki ilişkide diğer yükümlülüklere nazaran daha geniş ve önemli bir yere sahip olan özen yükümlülüğü kavramı, yükümlülüğün sonuçları ve ispatı dikkate alınmalıdır.

Tıbbi malpraktis yasal ve etik boyutları ile hekimlik mesleğinin kapsamlı konularındandır ve ortaya çıkan durumların çok yönlü değerlendirilmesini gerektirir. Değerlendirmenin zorluğu, istenmeyen tıbbi sonucu doğuran hekim hasta ilişkisinin başlangıcı ile bitişine kadar geçen zaman dilimindeki belirsizliklerin tanımlanmasından kaynaklanmaktadır. Ortaya çıkan tıbbi şikayetlerde "belirsizlik" mutlaktır ve en basit rahatsızlıktan en komplike sendromlara kadar hep vardır. Belirsizliğin doğası gereği yapılan tıbbi eylemin sonucunda bazı süreçlerin ters gitme olasılığı vardır ve bu sonuç, hekim dışı sıradan bir insanın tıbbi hatalara bakışından çok daha farklı, oldukça zor bir değerlendirme sürecini de gerekli kılar. Bu gereklilik hekimler için davalı olmak dışında, bilirkişilik yapma görev ve sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir. Tıbbi malpraktis iddialarına konu olan hataları anlamak ve onların olmasını engellemek artık tıbbın öncelikleri arasındadır. Bu yolla 'tıbbi hatalar' la ilgili daha derin bir bakış açısına sahip olacak olan tıp dünyası, aynı zamanda onlarla baş etmek için de daha etkili teknikler geliştirebilecektir.

Hekim hasta görüşmesi birçok faktörden etkilenen karmaşık bir ilişkidir ve günlük konuşmalardan farklıdır. Bu süreçte hekim yalnızca doğru tanı koyma ve tedavi etmeye odaklanmamalıdır. Önce kendini daha sonra da hastasını anlamaya yönelik yaklaşımları kullanarak, kişilerarası iyi bir ilişki kurarak, bilgiyi etkin şekilde aktararak görüşmede ilerlemelidir. Tıbbi görüşmelerde atılması gereken adımlar sırasıyla; hasta ile uygun ilişki kurmak, konuşmayı başlatmak, bilgi toplamak, hastanın bakış açısını öğrenmek, bilgiyi hasta ile paylaşmak, sorunlar ve planlar konusunda anlaşmaya varmak, görüşmeyi sonlandırmak ve hasta ile ilişkiyi sürdürmektir. Hekim hasta görüşmesinin iyi yapılması; daha fazla hasta memnuniyeti, verilen tedaviye uyum, semptomların düzelmesi, sağlık sonuçlarında iyileşme, tıbbi harcamalarda azalma, malpraktis riskinde azalma ve yaşam kalitesinde artma gibi birçok olumlu sonucu beraberinde getirmektedir.

SİGORTA POLİÇELERİ VE TAZMİNAT DAVALARI

Bugün özellikle cerrahi branşlarda görev ifa etmekte olan hekimlere karşı dava açılması maalesef olağan bir durum haline gelmiştir. Hastalar olumsuz bir sonuçla karşılaştıkları an, yapılan tıbbi müdahalenin kusurlu olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma dahi yapmaya gerek duymadan derhal; ya bireysel olarak ya da bir avukat vasıtası ile dava açma yoluna gitmektedirler.  Hekimlerin tıbbi müdahaleleri neticesinde ortaya çıkabilecek çeşitli sorumlulukları mevcut olduğundan, hekimlere karşı açılabilecek davalar da çeşitlilik arz etmektedir. Hasta taraf yapılan tıbbi müdahale neticesinde ister bu davalardan birini, ister birkaçını isterse de hepsini açma yoluna gidebilir.  Kısaca belirtmek gerekir ise; bir tıbbi müdahale sonucunda hasta taraf; Maddi ve manevi tazminat davası Savcılık şikâyeti (Bu şikayet savcılık tarafından yapılacak soruşturma neticesinde ceza davasına dönüşebilir.) İdari şikâyet (T.C.Sağlık Bakanlığı, TTB, vs...) yollarına başvurabilir.

Bu yazıda sigorta poliçeleri ile ilgili hususlar konu edileceğinden yalnızca maddi ve manevi tazminat davasına ilişkin kısa açıklamalar yapılacak olup; hekimler tarafından en çok yöneltilen sorulara kısa cevaplar verilecektir.

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVALARI

Hasta tarafın talebi tazminat ise, açacağı dava maddi ve manevi tazminat davasıdır. Somut olayın özelliklerine göre maddi tazminat adı altında; hasta ve/veya yakınları tıbbi hata sebebi ile yaptığı ve yapacağı tüm harcamaları, destekten yoksun kalma tazminatı, bakıcı giderleri, vs..., manevi tazminat adı altında ise; hasta ve/veya çektiği acı, üzüntü elemin karşılığını talep edebilecektir. Maddi ve manevi tazminat davalarında hekimin devlet memuru olup olmadığına göre davanın görüleceği mahkeme ve davanın açılacağı taraf farklılık arz etmektedir. Hekim devlet memuru ise dava, Sağlık Bakanlığı aleyhine idare mahkemesinde açılmalıdır.  Hekim devlet memuru değil ise dava, hekim aleyhine adli yargı yerinde açılmalıdır. Yukarıda belirtilenlerin aksine halihazırda doğru mahkemede yürümeyen davalar olduğu düşünülüyor ise, davalı tarafça davanın usulen reddedilmesi gerektiğini belirtir bir dilekçe ile mahkemeye başvurulabilir. Bu davalarda kusurun varlığını belirlemek tıbbi bilgi gerektirdiğinden, dosya dilekçeler aşamasının bitmesi ve delillerin toplanması akabinde bilirkişiye gönderilmektedir. Dava dosyaları hakimler tarafından resen veya taraflarca yapılan itirazlar üzerine, yeterli seviyede ve açıklıkta bilirkişi raporunu temin edilene kadar, bilirkişiye gönderilebilir. Bu sebeple davaların sonuçlanması üç dört yılı aşabilmektedir.

MESLEKİ SORUMLULUK POLİÇESİNİN TEMİNATININ KAPSAMI NEDİR? 

Hekimler mesleki faaliyetlerini ifa ederken yaptıkları tıbbi müdahalede hata, ihmal ya da kusur meydana gelirse ve bu tıbbi müdahale sebebiyle kendilerinden bir tazminat talep edilebilir. Tıbbi müdahale poliçe süresi içinde meydana gelmiş ve hekim sigorta poliçesi kapsamında üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmiş ise dava sonunda mahkeme tarafından hükmedilen tazminat, poliçesini yaptırmış olduğu sigorta şirketi tarafından ödenecektir. Bir başka deyişle teminat yalnızca davada talep edilen maddi ve manevi tazminatlara ilişkindir.

HANGİ DURUMDA SİGORTA ŞİRKETİNE İHBAR YAPILMALIDIR?

Mesleki sorumluluk sigorta poliçeleri, sigorta şirketi ile hekim arasında imzalanan bir sözleşmedir ve tarafların sözleşmenin şartlarına uygun hareket etmeleri gerekmektedir.  Mesleki sorumluluk sigorta poliçeleri hekimlerin tazminatsal risklerini teminat altına almakta olduğundan, bir hekim kendisi aleyhine açılan davaları, savcılık veya idari şikayetleri derhal sigorta şirketine bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirime ihbar denir. İhbarın sigorta şirketine yazılı olarak yapılması ve sigorta şirketi nezdinde dava ya da şikayet konusu tıbbi müdahale ile ilgili hasar dosyası açtırılması gerekmektedir.  Sigorta şirketleri ihbarı aldıklarında sigortalıdan bir takım belgeler talep etmektedir. Bu belgelerin de sigorta şirketine gönderimi önem arz etmektedir. Zira sigorta şirketleri bu belgeler ile davanın ileride kaybedilme ya da kazanılma riskini değerlendirmekte ve ona göre aksiyon almaktadır. Sigortalı hekimin kusurunun çok açık olduğu olaylarda, sigorta şirketleri mevcut bir dava var ise davanın sonunu beklemeden karşı taraf ile anlaşma yolunu dahi tercih edebilmektedirler. Yapılan anlaşma hem sigortalı hekimi, hem davacı hasta tarafı hem de sigorta şirketinin lehine sonuç doğurmaktadır.  HANGİ DURUMLARDA SİGORTA ŞİRKETLERİ ÖDEME YAPMAYI REDDEDER? Sigorta şirketleri çeşitli haklı sebepleri ile dava sonunda mahkeme tarafından hükmedilen tazminatı ödemeyi reddedebilir. Aslında bu sebeplerin tümü yaptırılmış olan mesleki sorumluluk poliçelerinde belirtilmiştir.  Mesleki faaliyet dışındaki faaliyetlerden kaynaklanan tazminat talepleri, Mesleki faaliyetin ifası sırasında sigortalı tarafından kasten sebep olunan her tür olay ile davranışları, Sigortalı veya çalıştırdığı kişilerin, poliçede belirtilen mesleki faaliyeti ifa ederken alkol, uyuşturucu ya da narkotik maddelerin tesiri altındabulunması sonucunda meydana gelen olaylar, İdarî ve adlî para cezaları dahil her tür ceza ve cezai şartlar; Yukarıda belirtilenlerin yanı sıra; sigorta süresinin dışında yapılmış olan tıbbi müdahaleler poliçe kapsamı dışındadır. Sigorta süresi her poliçede değişiklik göstermekte olup, süreler ve teminatlar poliçelerde belirtilmiştir. Hekimler sigorta şirketinden habersiz hasta tarafa herhangi bir ödeme yaparlar, bu ödemeye rağmen hasta taraf dava yoluna gider ise, sigorta şirketleri kendisinden habersiz yapılan bu ödemeyi tespit ettikleri taktirde o dava sonucu ödeme yapmayı reddeder.  Tüm bu haller dışında sigorta şirketleri, dava sonucunda hükmedilen tazminat miktarının poliçe teminat limitine kadar olan kısmını ödemektedir. Sonuç olarak, hasta tarafın başına gelen tüm olumsuz sonuçların sebebi hekimin kusurlu tıbbi müdahalesi değildir. Öncelikle hasta tarafta her olumsuz sonucun dava konusu edilmemesi gerektiği bilincinin oluşması gerekmektedir. Hekimler sigorta poliçeleri gereği yükümlülüklerini yerine getirdikleri taktirde tazminatsal riskleri poliçe teminatı dahilinde ortadan kalksa da mesleki şevklerini kaybetmektedirler. Herhangi bir kusuru olmadığı halde gereksiz, mesnetsiz davalar ile karşılaşan hekimler, yıllarca verdikleri emekleri hiçe sayarak meslek icrasını bırakma noktasına kadar gelebilmektedir.

Tıbbî müdahaleler, hekimler tarafından, hastalıkların teşhisi, tedavisi veya önlenmesi amaçlarına yönelik olarak gerçekleştirilen faaliyetler olarak tanımlanmaktadır. Tıbbi müdahale kavramı kişinin mevcut fiziksel rahatsızlığının giderilmesinden, rahatsızlığının önlenmesine, kimi zaman estetik amaçlı bir talebinin giderilmesine kadar her türlü girişimi içine alan geniş bir yelpazedir.

Hekimler "tıbbi müdahale" kapsamında kişilerin vücut bütünlüklerine müdahalede bulunmaktadırlar. Anayasa ve diğer kanunlar çerçevesinde kişinin vücut bütünlüğüne dokunulması istisnai haller dışında hukuka aykırı kabul edilmiştir. Zira, Anayasa'nın 17/II. maddesinde, kişinin vücut bütünlüğü ve sağlığı üzerindeki haklarının temel haklardan biri olduğu belirtilerek, tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı ve rızası olmaksızın bilimsel ve tıbbî deneylere  tabi tutulamayacağı hükme bağlanmıştır. Hekimlerin gerçekleştirmekte oldukları tıbbi müdahaleleri hukuka uygun kılmaları için uygulamadan en çok başvurdukları yol hastanın rızasının alınması olmaktadır.

Ancak hukuka uygunluk için yalnızca rıza alınması yeterli olmayıp aynı zamanda alınan rızanın hukuka uygun bir rıza olması koşulu aranmaktadır. Hastanın rızasının hukuken geçerli kabul edilen bir rıza olabilmesi için aranan şartlar;

1.      Hastanın temyiz kudretinin bulunması,

2.      Hastanın iradesinin sakatlanmamış olması,

3.      Rızanın hukuka ve ahlaka uygun olması.

 

ONAM BELGESİNİN ALINMIŞ OLMASININ SORUMLULUĞA ETKİSİ

 

Çoğu zaman hekimlik uygulamalarında karşılaşılan bir yanılgı üzerinde durmak isteriz. Çoğu hekimimiz onam belgesi almanın yapılan müdahalede hukuki sorumluluğun tamamen bertarafı anlamına geldiği gibi bir yanılgıya düşmektedir. Oysaki onam belgesi başlı başına bir sorumluluk olup, alınmış olması tedavi sürecinde hekim tarafından işlenmiş kusur var ise bunu ortadan kaldırmamaktadır.

 

Ancak tam aksi kurguda düşünüldüğünde; tedavi sürecinde hekimin herhangi bir kusuru olmasa dahi eğer hastasından onam almamış ise sorumluluğu doğmaktadır. Zira onamın alınmaması başlı başına bir eksiklik arz etmektedir.

 

Konuya ilişkin Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararında;

 

"Hekim tıp biliminin verilerini yanlış ya da eksik uygulamışsa, mesleğine gerektirdiği özel görevlere gereği ve yeteri kadar uymamışsa mesleki kusuru var demektir ki, bu eylem ve davranışı da hukuka aykırılık nedeniyle sorumluluğunu gerektirecektir.

 

Hekim ile hasta arasında sözleşme ilişkisi bulunması ve tıbbi müdahaleye hastanın rıza göstermesi ya da ıstırar hali asla durumu etkilemeyecektir. Çünkü, rızanın ya da ıstırar halin varlığı halinde hekimin davranışının bütün sonuçlarının meşru sayılması, hukuka uygun addedilmesi düşünülemez."

 

Kanaatini tesis etmiştir. Dolayısı ile yapılan müdahale tıp biliminin standart ve gereklerine uygun değilse hasta bu müdahaleye onam vermiş olsa dahi hekim ortaya çıkan olumsuz neticeden sorumlu tutulmuştur.

 

MALPRAKTİS

 

Tıbbi malpraktis Türk Hukuk mevzuatında ayrı bir kanun olarak yürürlüğe konmamıştır. Uzunca süredir tartışılagelen ve Malpraktis Yasa Tasarısı olarak da adlandırılan Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanunu Tasarısı hekimlik uygulamalarını merkeze alan bir tasarıdır. Bu tasarının yürürlüğe girmesi tıbbi malpraktisin ayrıntılı olarak ele alındığı bir yasa olması açısından önemli bir gelişme olacaktır.

 

Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanunu Tasarısı'nın 3. maddesinde tıbbi malpraktisin tanımına yer verilmiştir. Buna göre "Tıbbi Kötü Uygulama" olarak adlandırılan tıbbi malpraktis; "Sağlık personelinin, kasıt veya kusur veya ihmal ile standart uygulamayı yapmaması, bilgi veya beceri eksikliği ile yanlış veya eksik teşhiste bulunması veya yanlış tedavi uygulaması veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan ve zarar meydana getiren fiil ve durum"dur.


Tıbbi Malpraktis, Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 13. maddesinde ise hekimliğin kötü uygulanması başlığı altında "bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeni ile bir hastanın zarar görmesi, hekimliğin kötü uygulanması" anlamına gelir." şeklinde tanımlanmıştır.

 

Tıbbi malpraktis bir çok kişinin yanılgıya düştüğü üzere yalnızca cerrahi müdahalelerde söz konusu olmamaktadır. Örneğin bir hekimin hastasına yanlış ilaç vermesi, hastaya uygun olmayan bir tedaviyi uygulaması da tıbbi malpraktis olarak kabul edilmekte ve hekim bu kusuru sebebi ile hastanın uğradığı maddi manevi zararlardan sorumlu tutulmaktadır. Hekimin tazminat sorumluluğunun yanı sıra tıbbi malpraktisten kaynaklanan cezai sorumluluğu da söz konusudur. Nitekim tıbbi malpraktis sonucu genel itibari ile hastada yaralanma, ölüm, organ kayıpları vukuu bulmaktadır. Bu çerçevede hekim cezai anlamda genellikle "Taksirle Yaralamaya Sebebiyet" ve "Taksirle Ölüme Sebebiyet" hükümleri uyarınca yargılanmaktadır.

 

KOMPLİKASYON

 

Bütün hekimlik uygulamaları hastalar yönünden belirli bir risk oluşturmaktadır. Bu riskler, hekimlik uygulamalarının doğasından kaynaklanmakta, büyük kısmı hekim tarafından gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsa bile kaçınılmaz nitelik taşımaktadır. Buradaki riskler izin verilen risk çerçevesinde kaldığı müddetçe bunun adı komplikasyon ( istenmeyen durum ) olmaktadır.

 

Ortaya çıkacağı veya çıkma ihtimali bulunduğu bilindiği, öngörülebildiği halde uygulamanın yapılması belirgin derecede hasta yararına ise, bu riskler, uygulamanın yapılmasına engel kabul edilmez. Söz konusu riskler, hastanın bilgisi dahilinde (aydınlatılmış onam) olduğu takdirde hekim, bu zararların ortaya çıkmasından sorumlu değildir. Bu kavram, hukukta "izin verilen risk" olarak ifade edilirken, kavramın tıptaki karşılığı "komplikasyon"dur.

 

Hastada oluşan zararın komplikasyon olarak nitelendirilebilmesi için zararın;

 

 

Tıp biliminin bugün ulaştığı bilimsel ve teknik düzeyi, uygulamanın yapıldığı ortamın koşulları, uygulamayı yapanın eğitim düzeyi göz önünde bulundurulduğunda; aynı ortam koşullarında, aynı yetkinlik düzeyinde, bir hekimin göstermesi gereken özen gösterildiği halde öngörülemeyecek bir sonuç olması gerekmektedir. Bu halde oluşan zarar istenmeyen bir sonuçtur ve hekimin bun zararın oluşumunda sorumluluğu yoktur.

Hekimler aleyhine hatalı tıbbi müdahale iddiası ile açılan davalarda; hekimlerin müdahalesinin hukuka ve tıbbın gereklerine olduğunu ispat etmeleri gerekmektedir.

Nitekim Yargıtay'ında hekimin dikkatli ve özenli davranması gerektiği, en hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu hususuna ilişkin kararları bulunmaktadır.

Konuya ilişkin örnek kararlardan bir tanesi aşağıda yer almaktadır;

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas No: 2004/12088 Karar No: 2005/1728 07.02.2005 Tarihli Kararında;

"...doktorun meslek alanı içerisinde olan tüm kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için, mesleki bütün şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden, tedavinin tüm aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır."

 

 

Yasal Uyarı

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz.Bu sitedeki bilgileri kopyalama, nakletme veya diğer kullanımlar kesinlikle yasaktır. Web sitesindeki bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine ve site sahibinin iznine bağlıdır. Tüm kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.