GIDA TAKVİYELERİ VE SAĞLIKLI BESLENME
Günümüzde artan besin tüketimi sadece enerji ve besin ögelerine olan ihtiyaç nedeniyle değil, besinlerden alınan hazla da ilgilidir. Besinlerin tadı ve diğer duyusal özellikleri besinlerin seçiminde en önemli kriterdir. Doğada ekşi, acı, tatlı, tuzlu ve umami tat, tat verici özelliği olan tatlar olarak sınıflandırılmaktadır. Tat algılamada bireysel farklılıklar önemli olmakla birlikte, genetik özellikler, yaş, cinsiyet, şişmanlık, hastalıklar, kullanılan ilaçlar, sigara, alkol vb. pek çok faktör de etkili olmaktadır. Tat alma durumunun olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilenmesi yeme durumunu da değiştirecektir. Lezzetli yiyecekler nükleus akümbenste bulunan dopaminin salınımını uyarmakta olup, bu sayede iştah açıcı özelliği bulunmaktadır. Biyolojik olarak enerji ihtiyacı sonucu oluşan açlık durumu homeostatik açlık olarak tanımlanmaktadır. Enerji ihtiyacı olmaksızın lezzetli besinlerin tüketiminden sağlanan haz amacıyla besin tüketimi durumu ise hedonik açlık olarak tanımlanmaktadır. Lezzetli yiyeceklerin tüketimiyle hedonik mekanizmalar homeostatik mekanizmaların önüne geçerek tüketimi arttırmaktadır. Böylece lezzetli yiyecekler ile artan besin tüketimi obeziteye neden olmaktadır. Sonuç olarak, hedonik açlık vücudun ihtiyacı olmamasına rağmen tüketime yöneltmektedir. Yemek sonrası tok olunmasına rağmen kişinin en çok sevdiği tatlıyı tüketmesi bu duruma örnek oluşturmaktadır. Bu nedenle modern obezojenik yaşam tarzı ile besin tüketimi arasında dengeli bir ilişki kurmak önemli olmaktadır.
VÜCUDUMUZ YAĞA NEDEN GEREKSİNİM DUYAR?
Yağ en çok cilt altı dokumuzda depolanır. Yani yağ oranı en yüksek organımızdır. Acaba ikinci olarak yağ oranı en yüksek organ hangisidir?
İlginç bir cevap olacak ama beyin.
Evet, beyin, cilt altı yağ dokusundan sonra vücutta yağ oranı yüksek olan ikinci organdır. Erişkin insan beyninin %50-60'ı yağ olup bunun %35'ini çoklu doymamış yağ asitleri oluşturmaktadır. İnsanlarda beyin gelişimi gebeliğin son 3 ayında başlar, doğumda en yüksek düzeye ulaşır ve doğumdan sonra 18. aya kadar hızla devam eder. Beyin sisteminin gelişimi, doğmadan önceki yaşamın son, doğumdan sonraki yaşamın ise ilk aylarında tüketilen yağların kalite ve miktarına bağlıdır. Yeterli yağ asidi alımı normal beyin gelişimi ve beyin fonksiyonlarının korunumu için gereklidir. Esansiyel yağ asitleri ve onların türevleri beyin dokusunun yapısal bir parçasıdır ve biyolojik süreçler için gereklidir. Beyin gelişiminde önemli bir yer tutan miyelinizasyon oluşumu için gerekli yağ asitlerinin sentezi çok önemlidir. Doymamış yağ asitleri'nın görme, hareket sinir sistemi gelişimi, bilişsel-duygusal ve davranış gelişimi üzerinde yapısal ve fonksiyonel olarak etkin olduğu bilinmektedir. Uzun zincirli doymamış yağ asitleri olan α-linolenik asit ve linoleik asit vücut için mutlak gereklidir ve özellikle bebeklik ve yaşlılıkta önem kazanmakla birlikte tüm yaşam süresince gereklidir. Bu yağ asitlerinden sentezlenen eikosapentaenoik asit ve dokosaheksaenoik asit, büyüme ve normal hücresel fonksiyonlar için elzem besin ögeleridir. Tekli doymamış yağ asitleri 'nden oleik asit, miyelin kılıfın oluşumunda görev almakta ve yaşa bağlı olarak gelişen beynin fonksiyon değişikliklerine karşı koruyucu etki göstermektedir. Konjuge linoleik asitin ise nörolojik bozukluklar üzerinde pozitif etkileri vardır. Yüksek kolesterol ve doymuş yağ asidi alımı bilişsel süreçleri olumsuz etkilerken; trans yağ asidi alımı doymamış yağ asitlerinin sentezini bozmaktadır. Son kırk yılda, anne sütüyle beslenmenin bebeklik sağlığı üzerindeki olumlu etkileri hakkındaki kanıtlar giderek artmaktadır. Anne sütüyle beslenmenin en belirgin yararı bebeğin enfeksiyonlara karşı koruyucu bir savunmaya sahip olmasıdır.
ANNE SÜTÜNÜN ETKİLERİ
Sizlerin de medyada gördüğü gibi bugünlerde neredeyse tüm bilim adamları beslenme ile ilgili açıklamalar yapmaktadır. Diyetler, perhizler, zayıflama, obezite, sağlıklı kilo verme ve verilen kiloların nasıl olup tekrar alınmaması tüm tıp branşlarının konusu oldu, çünkü obezitenin tüm hastalıkların kökeni olduğu düşünülmektedir.
Eğer çocuğumuzun sağlıklı bir yetişkin olmasını istiyorsak ilk besininin anne sütü olmasına destek olmalıyız.
İnsan gelişiminin erken dönemindeki beslenmenin erişkin sağlığını programlayabileceği ileri sürülmüştür. Anne sütüyle beslenmenin daha sonraki bilişsel işlevler üzerinde olumlu ve önemli etkileri olduğu gösterilmiştir. Anne sütüyle beslenmenin Tip 1 diabetes mellitus, inflamatuvar barsak hastalıkları, kanser ve romatoid artrit gibi immunolojik bazı hastalıklara karşı da koruyucu olabileceği düşünülmektedir.
HEDONİK AÇLIK HİSSİ
Günümüzde artan besin tüketimi sadece enerji ve besin ögelerine olan ihtiyaç nedeniyle değil, besinlerden alınan hazla da ilgilidir. Besinlerin tadı ve diğer duyusal özellikleri besinlerin seçiminde en önemli kriterdir. Doğada ekşi, acı, tatlı, tuzlu ve umami tat, tat verici özelliği olan tatlar olarak sınıflandırılmaktadır. Tat algılamada bireysel farklılıklar önemli olmakla birlikte, genetik özellikler, yaş, cinsiyet, şişmanlık, hastalıklar, kullanılan ilaçlar, sigara, alkol vb. pek çok faktör de etkili olmaktadır. Tat alma durumunun olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilenmesi yeme durumunu da değiştirecektir.
Bize haz veren lezzetli yiyecekler beynimizde tat ve açlık merkezini uyarmakta ve kişinin iştahını artırmaktadır. Halbuki normal bir açlık hissi, kişinin enerji ihtiyacı ile ilgiliyken, oluşan bu "yapay açlık hissi" lezzetli besinlerin tüketilme arzusunu uyandırır ki buna hedonic açlık hissi denir. Yani vücudun ihtiyacı olmadan yalnızca haz amacıyla tüketilen besinler kullanılmakta, bu durum da obezitenin ilk basamaklarını oluşturmaktadır.
ANOREKSİA NERVOZA
Anoreksia nervoza, psikolojik bir hastalıktır. Kişinin beden algısı bozulmuştur yani azıcık bir kilo alımında bile kaygı yaşayan depresyona giren bir birey vardır. Yani anoreksia nervosa, büyük çoğunlukla bayanlarda olan, normalin hafif üzerindeki ağırlığın devamının kabul edilmemesi, beklenenin altında bir vücut ağırlığına sahip olmasına karşın aşırı kilo alma korkusu, vücut biçimini yanlış algılama ve adet görememe ile karakterize bir yeme bozukluğudur.
